Müzik

0

Repertuvarı, Sunumu ve Estetiğiyle Örnek Bir Konser

30 Kasım 2025 Pazar akşamı Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi’nde müzikle örülmüş, hafızalara kazınacak özel bir konser yaşandı. Ülkü Oral Özdemir ve İkrami Özturan’ın nitelikli sunumuyla saat 19.30’da başlayan konser daha ilk dakikadan itibaren izleyiciyi kuşatan güçlü bir atmosfer sundu.

Şef Nursaç Doğanışık yönetimindeki THM İstanbul Korosu disiplinli çalışmanın ve titizliğin sahnedeki karşılığını fazlasıyla verdi. Gecenin konuk sanatçısı ise Rumeli’nin güçlü sesi Soner Özbilen’di. Solistlerin koroyla kurduğu uyum ve sahne hâkimiyeti ise repertuvara ayrı bir derinlik kattı.

‘Amatör’ demeye bin şahit gereken sesleri dinlerken repertuvarın hem seçiminde hem de akışında ne denli büyük bir emek ve müzikal sezgi olduğunu fark etmemek mümkün değildi. Her eser bir öncekini tamamlıyor, dinleyiciyi duygudan duyguya taşıyordu.

Ancak repertuar içinde sıra ‘Deryalar’a geldiğinde içimde bir sızı hissettim. Bu eser rahmetli babamın en sevdiklerindendi. O an, müziğin insanı geçmişe nasıl götürdüğünü, anıları nasıl canlandırdığını bir kez daha yaşadım. Babamı özlemle andım. Nurlarda uyusun.

Gecenin bir diğer özel yanı ise sevgili Müesser Kurt’un tasarladığı kostümlerdi. Sahnedeki görsel bütünlük müziğin duygusuyla kusursuz bir uyum içindeydi. Sunucular programı başarıyla yürütmekle kalmadılar; aynı zamanda bu özel tasarımları zarafetle taşıyarak sahne estetiğine büyük katkı sundular.

Konserin son dakikasına kadar tam kapasite dolu olan salonda, perde kapanana dek tek bir kişinin bile yerinden kalkmaması; izleyicinin konsere duyduğu saygının ve ilginin en güçlü göstergesiydi. Bu bütünlüğün en önemli unsurlarından biri ise sunum metniydi.

Akışı sağlayan, duyguyu pekiştiren ve izleyiciyle sahne arasında görünmez bir bağ kuran bu metin adeta konserin tutkalıydı. Program sunumuna ait bu değerli metni bizlerle paylaşan İkrami Özturan’a, metni kaleme aldığı ve web sitemizde yayımlanmak üzere ilettiği için Bir Balkan Esintisi Ailesi olarak içten teşekkürlerimizi sunarken bu özel gecede emeği geçen sahne önünde ve arkasındaki tüm paydaşlara teşekkür ediyoruz.

Necla Dursun

THM İSTANBUL KOROSU

30 KASIM 2025 RUMELİ KONSERİ SUNUM METNİNDEN BİR BÖLÜM:

İkrami Özturan: Yıl 1897 veya 1898… Bizim deyişimizle Manastır, Makedonların deyişiyle Bitola, yepyeni bir sevdaya ve bir ayrılığa da şahit olmuştur. Bu sevdanın öznesi olan delikanlı bu mektubu okumaya başladığında burnunun direği sızlar ….

Ülkü Oral Özdemir: “…Ben halen her gün senden haber bekliyorum. Herhangi bir zamanda mektubumu alırsan, beni hatırla. Kâğıttaki gözyaşlarımı göreceksin. Yıllar geçiyor. Bu satırları okurken başka kadını seviyorsan, mektubumu yırt ve ona sor: ‘Manastırlı Eleni Karinte adında birinin, bir günlük tanıdığı ve âşık olduğu adama bütün ömrünü harcamış olduğuna inanıyor mu?’

Benim seni sevdiğim kadar, o kadını o kadar çok seviyorsan, kendisine hiçbir şey söyleme. Senin kadar mutlu olmasını diliyorum. Fakat balkondaki kızı hatırlıyorsan ve başkasını sevmiyorsan, seni beklediğimi ve ömrüm boyunca bekleyeceğimi bilmeni istiyorum. Döneceğini ve beni unutmayacağını biliyorum…  Babam vefat etti. Beni senden ayırdığından tam bir yıl geçti, beni eve kapattı ve bir ay çıkmama izin vermedi. Ağlıyordum, biliyordum, tüm kilitleri ve hapisleri boşunaydı. Beni evlendirecek olduğu adamı sadece bir kez gördüm ve kendisi bana o adamı sevebileceğimi söyledi. Ben kendisine, hayır, ben sadece ilk aşkımı seviyorum dedim. Bir daha da görmedim. Babam beni hiçbir zaman affetmedi, ben de kendisini. Ölmeden birkaç gün önce yanına çağırdığında, ‘Eleni, biliyorum yanlış yaptım, hiçbir zaman iyi bir baba olamadım’ dedi. ‘Affetmeni istemiyorum, sen de isteme benden, Allah ikimizi de affetsin. Senin için en iyisini isterken, en kötüsünü yaptım’ dedi.

İkrami Özturan: Evet bu mektup, M. Kemal’in mezun olduğu, bugün müze olan Manastır Askeri İdadisinde öğrenciyken Eleni adında gayrimüslim bir genç kızdan aldığı bir mektuptur. Mustafa’nın annesi Zübeyde Hanımın ve Eleni’nin babasının önlediği karşılıksız bir aşktır.  Bir Manastır hikayesi …

Ülkü Oral Özdemir: Bu akşam burada yalnızca türküler söylemeye değil, aynı zamanda bir milletin kalbini dinlemeye geldik. Türküler… Yüzyıllardır Anadolu’nun sevinçlerini, acılarını, umutlarını ve özlemlerini anlatan en güçlü sesimizdir.

İkrami Özturan: Ve o türküler ki, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün gönlünde her zaman özel bir yere sahip olmuştur. Atatürk, müziği bir eğlence değil, milletin duygularını yansıtan bir ayna diye görürdü.

Akşam sofralarında, kimi zaman “Kırmızı Gülün Ali var” ile hüzünlenir; kimi zaman “Dayler dayler” ile Anadolu’nun coşkusunu hisseder kimi zaman da Vardar Ovası ile maziye olan hasretini dile getirirdi.

Ülkü Oral Özdemir: O, türkülerde milletinin sesini, karakterini, sabrını ve umudunu duyardı. Her bir notasında Cumhuriyet’in ışığı, her bir sözünde Anadolu’nun nefesi ve atanın sesi olan bu ezgiler yüreğimizde apayrı bir yere sahipler.

İkrami Özturan: Atatürk’ün sevdiği üç türküyle bir kez daha Üsküdar’dan Balkanlar’a, gönülden gönle uzanacak musiki yolculuğuna hoş geldiniz diyoruz…

Ülkü Oral Özdemir: Balkanlar’ın yürekten kopup gelen, hüzünle yoğrulmuş bir ezgisi daha var. Güldaniye Adını gülden alsa da hikayesi pek çok sevda türküsü gibi dikenlerle doludur… Bu türkü, bir delikanlının dilinden dökülen aşkın, sitemin ve çaresizliğin hikayesidir. Her notasına biraz özlem, her sözüne biraz acı sinmiştir.

İkrami Özturan: Rivayete göre Güldaniye, küçük bir Anadolu kasabasında yaşayan güzeller güzeli bir genç kızdır. Onu seven çok olmuş ama o, kalbini bir delikanlıya vermiştir. Aileler arasındaki düşmanlık, tutulmayan sözler ve zorla başka biriyle evlendirilmesi Güldaniye’yi yavuklusundan koparır.

Ülkü Oral Özdemir: Ama delikanlı yüreğine gömmez sevdasını ve sessiz bir isyanla kadere karşı koyar. O günden sonra, köyün yamaçlarında her gün aynı türkü yankılanır: “Güldaniye, Güldaniye, Yâr elinden ne çektin sen Güldaniye…”

İkrami Özturan: Bir rüzgâr eser Balkan’dan, içinde bin yıllık ayrılık üşür. Bir evin kapısı kapanır, arkasında bir ömrün izi kalır, Ve bir çocuk ağlar sessizce, duvar dibinde anayurdun taşında…

Ülkü Oral Özdemir: Rumeli’de her yol, yarım kalmış bir hikâyeye çıkar. Bir türkünün ucuna tutunur insanlar, Kimisi sevdayı taşır öte yakaya, Kimisi de bir mezar taşının adını… Ve hepsi bilir, giden de eksilir, kalan da.

İkrami Özturan: Bu toprakların ezgisi başkaca sarar yüreği… Aynı anda hem göç hem de içten gülüşler taşır. Dudakta neşeli bir hava dönerken, Yürekte kırık bir cam sesi dağlar yarayı, İnsan acısını gizleyemez burada, Sadece usulca örter; Zeybek adımıyla değil, kırık bir göçmen yürüyüşüyle…

Ülkü Oral Özdemir: Rumeli türküsü böyledir işte; Nağmesi gül gibi açar, dikenini hiç gizlemeden. Dinleyenin içine içine akar, Bir eski sandığın küf kokusuyla, Bir ninenin ürkek fısıltısıyla, Bir dedenin gurbet nefesiyle…

İkrami Özturan: Her türkü bir yürek izi taşır, Her ezgide bin yıllık bir göç nefes alır. Ve Balkan’dan yükselen o nida, insanın içine dokunur: “Biz geldik ama kalbimiz hep bir şeyleri geride bıraktı…”

.

.

.

.

 

 

Bizden Haberdar Olun!

Benzer Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi yazın.
You need to agree with the terms to proceed