Konya’nın sokaklarında adımlarınız sizi şehirle birlikte bir ruh ikliminde dolaştırır. Konya’nın kalbi Mevlânâ’nın görkemli yeşil kubbesini gördükten sonra bu manevi coğrafyayı idrak edebilmek için görülmesi gereken yerlerden birisi Şems-i Tebrîzî Camii ve Türbesi’dir.
Şems Parkı’nın huzurlu yeşilliği içine saklanmış bu sade yapı, büyük bir fırtınanın hem çıkış noktasını hem de ebedi sükununu barındırır. Mevlânâ’yı bir medrese âliminden cihanı saran bir aşk şairine dönüştüren kıvılcımdır Şems’tir. Onun gelişiyle başlayan dostluk, alışılagelmiş bağların ötesinde iki ruhun aynada birbirini seyretmesi gibidir. Ancak her büyük ateş gibi Şems de çevresinde kıskançlıklar ve huzursuzluklar uyandırır. Ansızın kayboluşuyla arkasında derin bir hasret ve cevapsız sorular bırakır.
Konya’daki bu türbe, 13. yüzyıldan kalma Selçuklu izlerini 16. yüzyıl Osmanlı onarımlarıyla birleştiren gösterişsiz bir mimariye sahiptir. Caminin içindeki türbe alanına adım atıldığında o rivayete gelir akıllara. Rivayete göre Şems katledildikten sonra kuyuya atılmış, ardından naaşı gizlice çıkarılarak buraya defnedilmiştir.

Eski bir dergâh geleneği olarak Mevlevîler, Mevlânâ Dergâhı’nı ziyaret etmeden önce mutlaka Şems’in huzuruna uğrar, destur alırlardı. Çünkü Şems kapısı açılmadan Mevlânâ’nın derununa varılamazdı.
Türbenin eşiğinde durup mekâna baktığınızda, tarihin taş binalardan ibaret olmadığını; yakıcı bir dostluğun, aşkın ve terk edişin hissiyatının taş duvarlar arasında asılı kaldığını hissedersiniz. Burası bir arayışın, yanışın ve sessizliğe kavuşmanın mekânıdır.

İçeriğimizin videosunu izlemek için tıklayınız:









