Kuzey Makedonya GeziSanat

0

Üsküplü Yazar ve Şair Yahya Kemal Beyatlı’nın Büyük Aşkı: Celile

Celile Hikmet güzelliği ile İstanbul sosyetesinin en çok konuşulan kadınlarından biridir. Dedesi Mustafa Celaleddin Paşa Alman zulmünden kaçarak Osmanlı’ya sığınmış Polonyalı bir Musevi’dir. Müslümanlığı seçmiş, Türk Dili ve milli bilincin uyandırılmasına yönelik çalışmaları sebebiyle (Padişah Abdülaziz’in onayına istinaden) “paşa” unvanını almıştır. Türkçenin Latin Alfabesi ’ne olan uyumluluğunu araştırmış, harp okullarında harita hocalığı yapmıştır. Osmanlı-Rus Harbi’nde Karadağ’da hayata veda etmiştir.

Dedesinin izinde ilerleyen Celile’nin babası Hasan Enver Paşa da; Türk Dili üzerine gerçekleştirdiği çalışmaları ile “dilci” lakabı ile anılmıştır.

Böylesine çok yönlü bir ailede yetişen Celile, saray ressamı Fausto Zonaro’dan dersler almış günün şartlarına göre batı tarzında eğitime tabi tutulmuştur. Osmanlı’nın meşhur valilerinden Nazım Paşa’nın oğlu Hikmet Bey ile evlidir. Türk şiirinin dünya çapında en önemli isimlerinden Nazım Hikmet bu evlilikten doğacaktır.

1916’ya gelindiğinde; Fransızcayı ana dili gibi konuşan, piyano çalan, natürmort resimler yapan Celile ve eşi arasında şiddetli geçimsizlik başlar. Bir yıl sonra ayrılırlar. Ayrılığın ardından Celile Hanım yazları Heybeliada’da, kışları Şişli’de yaşamını devam ettirir.

Üsküplü yazar ve şair Yahya Kemal Beyatlı, Celile Hanım’la olan ilk karşılaşmalarında oldukça etkilenmiş ve şu dizeleri kaleme almıştır:

“Yollarda kalan gözlerimin nurunu yordum,
Kimdir o, nasıldır diye rüzgârlara sordum,
Hülyamı tutan bir büyü var onda diyordum,
Gördüm: Dişi bir parsın ela gözleri vardı.”

Ela gözlü parsın oğlu Nazım Hikmet Yahya Kemal’in öğrencisidir. Nazım’ın yazdığı “Samiye’nin Kedisi” adlı şiirini okuduğunda şiire konu kediyi görmek ister. Kediyi görünce “Bu uyuz kediyi bile böyle övebiliyorsan ileride iyi bir şair olacaksın” der ve bu kabiliyetli çocuğa özel edebiyat dersleri vermeye başlar. Bu vesile ile Celile Hanım ile görüşmeleri devamlılık kazanır. Bazı kaynaklara göre Nâzım Hikmet bu durumu sezinleyince Yahya Kemal’in paltosunun cebine “Öğretmenim olarak geldiğiniz bu eve asla babam olarak giremeyeceksiniz.” yazılı bir not bırakır. Bu not üzerine ünlü şair tedirgin olur ve bir süre özel derslere ara verir.

Yahya Kemal’in Sessiz Gemi şiiri “ölüme yazılmış şiir” olarak bilinir. Oysa “demir alıp meçhule giden gemi” büyük aşkı Celile’ nin içinde bulunduğu geminin Heybeliada’dan İstanbul’a doğru uzaklaşması sırasında hissettikleridir.

“Artık demir almak günü gelmişse zamandan,

Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.”

Uğruna bu kadar güzel dizeler kaleme almış olsa da Celile Hanım’a karşı güvensizlik duyan şair karmaşık duygular içindedir. Celile Hanım ile görüşmeye başladığında (kâğıt üstünde olsa da) evli olması kendisinin de ihanete uğrayacağı kuşkusunu yaşamasına neden olmaktaydı. Bu nedenle ani kıskançlık krizlerine tutuluyordu. Celile Hanım’ın yaşadığı lüks hayatın devamını temin edemeyeceği kaygısı diğer bir sebepti. Özgür ve başına buyruk yaşadığı hayatının değişecek olması endişeleri ise bir diğer faktördü.

Bu aşk hikâyesinde ne yazık ki şair ressamı yarı yolda bırakmıştır.

Yıllar sonra Yahya Kemal’in evraklarının arasından içinde kurumuş iki yaprak bulunan bir zarf çıkar. Zarfın içinden çıkan kâğıtta şöyle yazmaktadır: “Bu zarfın içindeki hatıra, 19 Ağustos 1930’da Sirkeci garında gece saat 10:00 ’da veda ettiğim aziz bir kadının göğsündeki çiçektendir.” Celile Hanım bu aşkın devam etmeyeceğini anladığında trenle Paris’e giderken yakasındaki çiçekten iki yaprağı şaire vermiştir.

Bu ayrılığın ardından çok üzülmüş ama yıkılmamıştır ela gözlü pars.

Uzun yıllar geçmiş, Nazım Hikmet büyük bir şair olmuştur. Sosyalisttir. Dönemin iktidarı tarafından hapislerde süründürülmektedir. Celile Hanım ise artık yaşlanmıştır. Güzelliğinden eser kalmamış üstüne üstlük kör olmuştur. Oğlunun hapisten kurtulması için Galata Köprüsü’nde açlık grevine başlamıştır. Tuhaf bir rastlantı sonucu, Celile Hanım açlık grevi yaparken, Yahya Kemal Galata Köprüsü’nden geçmiş, büyük aşkını görmüş ancak yanına gitmemiştir. Bir zamanlar “Hocam olarak girdiğin eve babam olarak girmeni istemiyorum.” diyen Nazım Hikmet’in kurtulması için kör gözlerle açlık grevi yapan eski aşkına destek imzasını vermemiş oradan hızla uzaklaşmıştır.

Yahya Kemal kendisini bir “Rind” olarak tanımlamaktadır. Rind; içi sevgi dolu, anlayışlı, müsamahalı, günahkâr olsa da dindar, kendisini Tanrı’ya yakın hisseden bir insandır. Aslında, dünyanın maddî şartlarına uymayan bir ruh adamıdır. İçindeki aşk, güzellik ve yücelik duygusu, onu alelâde insanlardan ayırır. Ancak Yahya Kemal’e göre “Şark’ın yetiştirdiği bir insan tipi” olan rindde, bunları aşan “derin” bir taraf vardır.

“Ölüm âsude bahar ülkesidir bir rinde;
Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter,
Ve serin serviler altında kalan kabrinde
Her seher bir gül açar; her gece bir bülbül öter.”

not: okuduğunuz yazım 10 Eylül 2019 tarihinde yazarportal.com’daki köşemde yayımlanmıştır.

 

Benzer Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin.
You need to agree with the terms to proceed

En Çok Görüntülenen Gönderiler

Menü