Üsküp Kitap Kulübü’nün davetiyle Kuzey Makedonya’ya giden konukların kaleminden dökülen metinleri bir yolculuğun hatırası olarak kabul etmek haksızlık olur. Çünkü bu mektuplar edebiyatla ve müşterek hafızamızla kurulan bağın içten bir ifadeleridir. Tüm konuk mektupları farklı kalemlerden çıksa da aynı duyarlılığın aynı arayışın izlerini taşımakta.
Daha önce kıymetli isimlerin mektuplarını okurlarımızla buluşturduğumuz bu seride şimdi de Şair ve Yazar Ali Sali Bey’in kaleme aldığı metni paylaşmanın memnuniyetini yaşıyoruz. Onun anlatımı Üsküp’ün sadece mekânsal bir hatıra olmadığını; Yahya Kemal’den Ali Ulvi Saykal’a uzanan derin bir kültürel ve manevi çizginin canlı bir parçası olduğunu gösteriyor. Aynı zamanda Üsküp Kitap Kulübü’nün gençler üzerinden yürüttüğü çalışmaların ne denli kıymetli ve umut verici olduğunu da gözler önüne seriyor.
Bu mektuplar ilk olarak burada sizlerle buluşuyor, ardından kulübün hazırladığı kitap serisinde kalıcı birer hatıraya dönüşüyor. İlk cildi yayımlanan serinin ikinci cildi hazırlık aşamasında olan şu günlerde bu yeni metni şimdiden ilginize sunuyoruz.
Bu anlamlı mektubu bizimle paylaştığı için Ali Sali Bey’e teşekkür ediyor, sizleri metinle baş başa bırakıyoruz.
Yahya Kemal’in Memleketi ya da Üsküp Kitap Kulübü
Üsküp Kitap Kulübünün Mart ayı etkinliğine katılıp katılamayacağımı sormak için Necla Dursun Hanım beni aradığında heyecanlanmadığımı söylersem eksik söylemiş hatta doğru söylememiş olurum. Çünkü Üsküp benim nezdimde önceleri Yahya Kemal demekti. 2011 yılı Temmuz ayı başından itibaren ise merhum Ali Ulvi Saykal anlamına geliyor. Yahya Kemal, söylemeye bile gerek yok modern Türk şiirinin kurucu birkaç isminden biri. Modern Türk şiirinden neyi anladığımızın pek bir ehemmiyeti yok, bunun yerine 20’nci yüzyıl Türk şiiri de diyebilirsiniz. Adlandırmakta hangisini tercih ederseniz edin, zaten bir tartışmanın kapısını aralamış olacaksınız. Bu tartışmanın yapılacağı yer burası olmadığı için ayrıntıya girmiyorum. Hem Yahya Kemal hem de annesi Türk edebiyatı açısından büyük ehemmiyet taşıyor. Yahya Kemal’in annesinin de edebiyatçı olduğunu söylediğimi zannetmeyin, edebiyat müntesibi değil, ama iyi bir edebiyat muhibbi. Divan şairi Leskofçalı Galip’in yeğeni Nakiye Agâh Hanım, Yahya Kemal üzerinde tesiri en çok olan kişidir. Annesi olmasının dışında ayrıca Türkçe zevkini de Nakiye Agâh Hanımdan almıştır Yahya Kemal. Türkçeyi “anne sütü” ile özdeş görmesinin sebeplerinden biri de budur muhtemelen. Yahya Kemal on üç yaşındayken vefat eden Nakiye Agâh hanımın kabri Üsküp İsa Bey Camii’nin haziresindedir. 1960’lı yılların ilk yarısına kadar şâhidesi (mezar taşı diyebiliriz, ama üzerinde mezarda yatan hakkında bilgilerin olduğu taş) mezarın başında olmasına rağmen, sonraları kaybolmuş ve yaklaşık elli yıl sonra şâhidenin bir kısmı kırılmış olarak bulunmuştur. Ama bugün mezarının başında o şâhide değil, Yunus Emre Enstitüsünün yaptırdığı mezar taşı vardır. Yahya Kemal üzerindeki tesiri ve büyük şairin annesi olması hasebiyle ihtiramla adını zikrettiğimiz bir ulu kişiydi.
Bizim Ali Ulvi Amca olarak bildiğimiz ve adlandırdığımız Ali Ulvi Saykal ise Üsküp’ün dağlık / Yörük köylerinden birinden Bursa’ya göçmüş bir Allah dostu idi. Babası Melami postu sahibi bir zattı. Babasının mezarı hâlen doğdukları köydedir. Melami postu babasından kendisine geçmesine rağmen Ali Ulvi Saykal Bursa’da bu posta oturmadığı gibi, bu postu açmadı bile. 2011 yılı 1 Temmuz Cuma günü Bursa Ulucami’de bana hayatımın en dönüm noktalarından birini yaşatan Melami meşrep Ali Ulvi Amca Üsküp’teki Yörüklerin neredeyse tüm özelliklerini taşıyordu. Konuşma tarzından davranışına kadar haza bir Üsküplüydü. Yahya Kemal vasıtasıyla görmeden sevdiğimiz Üsküp’ü Ali Ulvi Amca’yı tanıdıktan sonra daha çok sever olduk. Hem Nakiye Agâh Hanımı hem Yahya Kemal’i hem de Ali Ulvi Saykal’ı uzun uzun anlatmak isterdim, ama bu yazıyı Üsküp Kitap Kulübünün yaptığı çok mühim bu icraat üzerine kanaatlerimi belirtmek üzere yazıyorum. Sadece onları değil, Vardar Nehri’ni, Mimar Sinan’ın yaptığı Taşköprü’yü, Türk Çarşısını, İsa Bey Camii’ni, Murat Paşa Camii’ni, bu camide caminin dışında hasırlar üzerinde kılınan Cuma namazını da anlatmak isterdim, ama yeri burası değil.
Necla Dursun Hanım iki yıldır Gostivar’da Üsküp Kitap Kulübü adına lise talebeleriyle kitap günleri düzenliyor. Her programda bir kitap ele alınıyor, o kitap üzerine Türkiye’den giden bir misafir bir sunum yapıyor. Sunumun ardından liseli talebeler hem kitap üzerine kanaatlerini belirtiyor hem de kitap hakkında sunum yapan kişiye sorular yöneltiyorlar. Toplantıya katılan talebelerin hepsi lisede okuyor, lisenin farklı bölümlerinde. Orada lise öğrenimi Türkiye’deki gibi değil. Lisenin farklı bölümleri var. Üsküp Kitap Kulübünün kitap programına katılan talebelerin hepsi 12 – 13 yaşında dağ köylerinden gelerek eğitim alan gençler. Gostivar’da bir vakfın yurdunda kalıyorlar. Vakıf Kuzey Makedonya’daki Türk derneklerinin çatı kuruluşu olan MATUSİTEB’e üye bir vakıf. Benim de katıldığım program Ramazan ayına rastladı ve programa katılan talebelerin hepsi oruçluydu. Daha önce yapılan kitap programlarındaki izlenimlerini yazmışlar, okudum ve çok sevindim. Çünkü Türkçeleri çok güzel, kurdukları cümleler, anlattıkları şey her ne ise ona vakıf olmaları insana parmak ısırtacak kadar kapsayıcı. Ankara’da bazı üniversite öğrencileriyle yaptığımız programlarda bile bu kadar güzel konuşabilene rastlamak çok zor.
Programdan sonra edebiyat üzerine, şiir üzerine sohbet ettik gençlerle, ardından da imza günü yaptık. Bana yönelttikleri sorular bile parmak ısırtacak düzeydeydi. Bu güzelliği yaşattıkları için öncelikle Necla Dursun Hanım’a sonra da lise talebesi bu gençlere ne kadar teşekkür etsem azdır. Türkçe için umudumu korumama büyük katkı yaptı bu gençler. Umarım Necla Dursun Hanım’a bu programlar için destek olan kurum ve kuruluşlar desteklerini devam ettirirler de beş yıl – on yıl sonra Üsküp’ten Türkçe yazılmış edebiyatın iyi örneklerini okumamıza zemin hazırlarlar.
Ali Sali – Nisan 2026 – Ankara









