Yunanistan Gezi

0

Çok Katmanlı Bir Şehir Rehberi: Selanik’te 1 Günde Ne Yapılır?

Yeni yerler keşfetmek, farklı kültürlerin izini sürmek ve tarihin tozlu sayfalarını yerinde aralamak için Bir Balkan Esintisi Ailesi olarak  yola çıktık. Rotamızın bu seferki gözbebeği; bilgiyi, kültürü ve tarihi iç içe barındıran komşumuz Yunanistan.

Yolculuğumuzun ilk adımını, ülkenin en büyük ikinci şehri olan Selanik ile atıyoruz. Selanik; asırlık Osmanlı mirasını, modern ve dinamik Yunan kültürüyle harmanlayan, yürüyerek keşfetmesi keyif veren çok özel bir şehir.

Biz Türkler için Selanik’in anlamı ve önemi çok başka… Burası, Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün doğduğu ve çocukluk yıllarının geçtiği şehir. Dolayısıyla her sokağında bizim için ayrı bir duygu barındırıyor. Tabii bu derin bağın yanında şehrin binlerce yıllık köklü bir geçmişi var.

Selanik, M.Ö. 315 yılında Makedonya Kralı Kassandros tarafından bugünkü Thermi Bölgesinde kurulmuş. Kassandros tahta hak iddia edebilmek adına Büyük İskender’in kız kardeşi Thessalonike ile evlenmiş ve kurduğu bu şehre eşinin adını vermiş. Şehir tarihi boyunca pek çok dönüm noktası yaşamış olsa da en büyük kırılmalardan biri 1917 yılında gerçekleşmiş; büyük bir yangın Selanik’in yaklaşık %80’ini yok etmiş. Ne yazık ki bu büyük afet nedeniyle günümüze çok az sayıda tarihi yapı ulaşabilmiş. Tarih sahnesindeki bir diğer önemli dönüm noktası ise 1923 yılındaki nüfus mübadelesi olmuş. Mübadele ile  buradaki Türkler Türkiye’ye göç ederken, Anadolu’daki Rumlar da Selanik’e yerleşmiş.

Bu kadar tarih bilgisinden sonra gelelim şehir turumuza ve ilk izlenimlerimize. Öncelikle şunu açık yüreklilikle belirtmek isteriz ki:  insanların sempatikliğine, yardımseverliğine, içtenliğine ve sevecenliğine her an tanık olacaksınız. Biz Selanik’i dolu dolu geçecek 1 günlük bir rotayla keşfettik. Detaylara geçmeden önce araba ile seyahat edecekler için hayati bir uyarı yapmakta fayda var: aracınızı mutlaka güvenli bir otoparka bırakın. Aksi takdirde polis plakanızı sökebilir ve kendinizi ciddi bir bürokratik sürecin içinde bulabilirsiniz.

Selanik’teki ilk durağımız bizim için anlamı tarif edilemez olan, çocukluğumuzdan beri okul kitaplarında fotoğraflarını görerek büyüdüğümüz Gazi Mustafa Kemal Atatürk‘ün evi oldu… Dar bir sokaktan içeriye doğru adımınızı attığınız an sanki zaman bir anda geriye akıyor. İşte o an yıllarca kitap sayfalarda gördüğümüz o tarihi ev tam karşınızda. Gözlerimizin dolmasına engel olamadık biz. Ata’mızı o evin önünde, o sokaklarda çocuk haliyle hayal ettik. Bizlere özgür bir vatan ve Cumhuriyetimizi kazandırdığı için ona bir kez daha kalpten teşekkür ederek kendisini minnet ve şükranla andık.

Bahçesinden içeriye adım attığınız anda, içerideki atmosferin ne kadar sade ama büyüleyici olduğunu hissediyorsunuz. Bahçede insanı geçmişe götüren çok özel bir detay daha var: Ata’mızın babası Ali Rıza Efendi tarafından kendi elleriyle dikilen nar ağacı… O ağaç hâlâ tüm ihtişamıyla orada duruyor ve büyük bir titizlikle koruma altında tutuluyor.

Ve sonunda ziyaretçilerin kalp ritmini hızlandıran Ata’mızın 1881 yılında dünyaya gözlerini açtığı eve ayak basıyoruz. Bu tarihi yapının müzeye dönüşme hikayesi de oldukça anlamlı. Selanik Belediyesi 1933 yılında evi satın alarak Atatürk’e hediye etmeye karar vermiş. Resmi devir işlemleri 1937 yılında tamamlanan ev kapılarını tam anlamıyla 1953 yılında müze olarak açmış.

Evin sokak tarafındaki kapısının yanında yukarıdaki bilgi levhası Türkiye Cumhuriyetinin 10.yılı münasebetiyle konulduğu yazıyor. Evin içi yakın zamanda başarılı bir restorasyondan geçmiş. Mutfak, misafir odası, Zübeyde Hanım’ın yatak odası ve banyo tamamen o dönemin ruhuna uygun olacak şekilde aslına sadık kalınarak canlandırılmış. Evin diğer odaları ise modern birer müze alanı olarak dekore edilmiş; dönemin tarihi atmosferi gerek fotoğraflar, gerek bilgilendirici videolar gerekse o günlerden kalan materyallerle gereği gibi aktarılmış.

İçerideki o büyüleyici havayı solurken insan gerçekten de oradan hiç ayrılmak istemiyor; fakat gün kısa, önümüzdeki rota ise uzun… Evden çıktıktan hemen sonra Atatürk Evi’nin tam karşısındaki kafelerden birine oturduk. Pembe boyalı o aşina olduğumuz eve karşı birer Türk kahvesi içtik ve Ata’mızı bir kez daha sevgiyle, saygıyla yâd ettik.

 

Bu duygusal molanın ardından rotamızı şehrin bir diğer simge yapısı olan Ayasofya Kilisesi’ne (Hagia Sophia) çeviriyoruz. Yapılan arkeolojik incelemeler bu alandaki ilk kilisenin M.S. 3. yüzyılda inşa edildiğini gösteriyor. Günümüze ulaşan ve hayranlıkla izlediğimiz muazzam yapı İstanbul’daki Ayasofya’nın mimari tasarımından ilham alınarak M.S. 8. yüzyılda inşa edilmiş. Erken Hristiyanlık ve Bizans döneminin en seçkin örneklerinden biri kabul edilen bu kilise taşıdığı değerle UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyor.

Kapıdan içeriye adımınızı attığınız anda; pencerelerden süzülen loş ışıklar, büyüleyici mozaikler, devasa avizeler ve o yoğun mistik hava sizi hemen etkisi altına alıyor. Selanik’in sadece modern bir şehir değil, asırların üst üste bindiği devasa bir tarih katmanı olduğunu tam olarak burada, bu kubbenin altında çok daha iyi anlıyorsunuz.

        

Şimdiki durağımız ise yan yana gururla yükselen iki komşu anıt: Galerius Kemeri ve Rotunda (Aziz George Rotundası). 4. yüzyılın başlarına tarihlenen bu iki büyüleyici yapı erken Hristiyanlık ve Bizans dönemine ait eşsiz değerleri sayesinde UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyor.

Rotunda, M.S. 4. yüzyılın başlarında Roma İmparatoru Galerius tarafından inşa ettirilmiş. Yapılış amacı kesin olarak bilinmese de tarihçiler buranın bir imparatorluk mozolesi (anıt mezar) ya da görkemli bir pagan tapınağı olarak tasarlandığını düşünüyor. Genel inanış Galerius’un burayı kendisi için yaptırdığı yönünde fakat kaderin cilvesi budur ki imparatorun bu yapıya gömülmesi hiçbir zaman mümkün olmamış. Rotunda asırlar boyunca şehrin geçirdiği tüm dini ve siyasi dönüşümlerin canlı bir şahidi gibi. M.S. 5. yüzyılda görkemli bir kiliseye dönüştürülen yapı 16. yüzyılda ise Osmanlı idaresiyle birlikte cami olarak hizmet vermeye başlamış. Şehrin Osmanlı yönetiminden çıkmasının ardından tekrar kilise, günümüzde ise bir müze olarak kapılarını açmış. Kilise olarak kullanıldığı dönemden kalan renkli mozaikleri ve duvar freskleri bugün bile görenleri büyülemekte. Camiye dönüştürüldüğü dönemde ise yapıya zarar vermeden hemen yanına bir minare eklenmiş. Bu minarenin önemli bir özelliği de Selanik’te yıkılmadan günümüze ulaşabilmiş tek minare olması. Mimari meraklıları için ufak bir detay da vermek gerekirse; yapı tam 6,5 metre kalınlığındaki devasa duvarlarla çevrili. İç çapı 23 metre, dış çapı ise tam 36 metreyi buluyor. İşte bu çok katmanlı geçmişi ve heybetli mimarisi Rotunda’yı Selanik’te farklı dinlerin, kültürlerin ve medeniyetlerin izlerini aynı anda görebileceğiniz en nadir, en büyüleyici anıtlardan biri yapıyor.

Rotamızda hemen Rotunda’nın yanı başında yükselen ve halk arasında Kamara olarak da bilinen Galerius Kemeri var. Bu anıtsal yapı ilerleyen yıllarda Roma İmparatoru olacak olan ünlü komutan Galerius’un, M.S. 297 yılında Pers Kralı Narses’e karşı kazandığı büyük zaferi ölümsüzleştirmek adına inşa edilmiş. 4. yüzyılın hemen başında yükselen bu zafer takı Selanik’in o dönemki görkemli tören yolu ile şehrin ana caddesinin tam kesiştiği, kentin kalbine konumlandırılmış. Orijinal tasarımında iki sıra halinde dizilmiş tam sekiz devasa ayaktan oluşan Galerius Kemeri’nden ne yazık ki günümüze sadece üç ayak ulaşabilmiş durumda. Ancak günümüze gelen bu ayaklardan ikisinin üzerinde öyle detaylı kabartmalar var ki baktıkça büyülenmemek elde değil. Bu mermer kabartmalarda Galerius’un askeri dehası, ordusunun gücü ve o dönem imparatorluğu yöneten dörtlü yönetim sisteminin yani Tetrarşi‘nin ihtişamı simgeleniyor.

Kabartmalı panelleri dikkatlice incelediğinizde adeta o dönemin savaş sahnelerine tanıklık ediyorsunuz. Panellerden birinde Galerius’un Pers generali Narses’e karşı düzenlediği amansız saldırı tüm çarpıcılığıyla tasvir edilmiş. Bir diğer dikkat çekici panelde ise Galerius’un eşi Valeria’nın da aralarında bulunduğu imparatorluk ailesi asil bir şekilde resmedilmiş. Yolunuz Selanik’e düştüğünde bu taş blokların altından geçerken başınızı yukarı kaldırıp asırlık detayları mutlaka incelemelisiniz.

 

Şimdi yüzümüzü Selanik’in cıvıl cıvıl esen sahiline çeviriyoruz ve tam karşımızda şehrin kartpostalları süsleyen simgesi beliriyor: Beyaz Kule. 15. yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman döneminde eski bir Bizans kulesinin kalıntıları üzerine inşa edilen bu heybetli yapının mimarı hakkında çok ilginç rivayetler var. Mimarlık tarihinin dâhisi Mimar Sinan tarafından yapıldığına dair güçlü söylentiler bulunsa da genel kabul kulenin Venedikli mimarlar tarafından inşa edildiği yönündedir.

Kulenin asırlık tarihi maalesef oldukça karanlık ve trajik dönemlere de ev sahipliği yapmış. Osmanlı döneminde uzun süre zindan ve hapishane olarak kullanılan yapı 1826 yılında Sultan II. Mahmud’un emriyle kuledeki yeniçeri tutuklularının kılıçtan geçirilmesiyle büyük bir drama sahne olmuş. Bu kanlı olaydan sonra halk arasında adı uzun süre Kanlı Kule olarak anılmış. Peki, bugünkü “Beyaz Kule” adını nasıl almış? Şehir, Balkan Savaşları sonucunda Yunanistan’ın kontrolüne geçince geçmişin o karanlık izlerini sembolik olarak silmek amacıyla kule baştan aşağı beyaza boyanmış. Zaman içinde beyaz boya akıp kule eski orijinal rengine dönmüş olsa da adı bir kez daha değişmemiş ve “Beyaz Kule” olarak kalmış. Otuz metre yüksekliğe, 70 metre çapa ve 6 katlı bir mimariye sahip olan kule etrafında harika fotoğraflar çekilmeyi ve en üst katına çıkıp Selanik’i kuş bakışı izlemeyi tavsiye ederiz.

Sahil şeridi boyunca yürümeye devam ettiğimizde karşımıza Selanik’in dünyaca ünlü ve en canlı noktası olan Aristoteles Meydanı çıkıyor. Burası tam anlamıyla şehrin sosyal yaşamının, eğlencesinin ve kültürel nabzının attığı yer olarak kabul edilmekte. Meydanın Ege Denizi’ne açılan uçsuz bucaksız, geniş perspektifi, göz alıcı simetrik mimarisi ve günün her saati cıvıl cıvıl olan hareketli atmosferi burayı hem yerel halk hem de turistler için vazgeçilmez bir buluşma noktası haline getiriyor. Denize karşı oturup kahvenizi yudumlamak ya da sadece yürüyüş yapmak için harika bir atmosfere sahip.

Bu estetik meydanın arkasında ise planlı bir mimari başarı yatıyor. Fransız mimar Ernest Hébrard tarafından 1918 yılındaki büyük yangından sonra tasarlanan meydanın tam anlamıyla bitmesi 1950’li yılları bulmuş. Tasarımın aslına sadık kalınarak inşa edilen ve meydanı bir hilal gibi kuşatan on iki görkemli bina, taşıdıkları mimari değer nedeniyle 1950’lerden beri koruma altındaki “tescilli yapılar” olarak listelenmiş. Selanik’e geldiğinizde bu meydanın büyüleyici mimarisini arkanıza alıp denize karşı bir anı fotoğrafı çektirmeyi yapılacaklar listesine eklemek gerek.

Evet biz tüm bu harika yerleri yoğun ama bir o kadar da keyifli tek bir güne sığdırdık. Ancak keşke iki günümüzü ayırsaydık da demedik değil. Eğe kalmış olsaydık ikinci günün mutlaka Ano Poli, yani “Yukarı Şehir” bölgesine ayırırdık. Selanik’in en büyüleyici panoramik manzarasına ev sahipliği yapan bu bölge; asırlık dar sokakları ve tarihi evleriyle sizi kendine hayran bırakacak. Günün yorgunluğunu atmak ve Selanik gecelerini keşfetmek içinse akşam rotanız kesinlikle Ladadika bölgesi olmalı. Burası cıvıl cıvıl eğlence mekanları, tavernaları ve harika restoranları ile şehrin gastronomi merkezi konumunda.

Gelelim gezimizin en lezzetli kısmına… Selanik’e kadar gelmişken damak çatlatacak şu geleneksel lezzetleri denemeden dönmek olmaz.

    

  • Frappé: Yunanistan’ın dünyaca meşhur, bol köpüklü soğuk kahvesini gün boyu elinizden düşüremeyeceksiniz.

  • Deniz Ürünleri & Uzo: Ege’nin en taze deniz mahsullerini, buranın milli içeceği olan uzo eşliğinde Ladadika’da mutlaka deneyimlemelisiniz.

  • Gyros: Sokak lezzetlerinin tartışmasız yıldızı. Dönere benzeyen ama yerel soslar ve pita ekmeğiyle servis edilen bu lezzet harika bir öğle yemeği alternatifi.

  • Bougatsa (Börek): Sabah kahvaltılarının vazgeçilmezi olan, isteğe göre içi nefis kremalı ya da peynirli hazırlanan bu çıtır böreğe bayılacaksınız.

  • Loukoumades: Yemeğin üzerine tatlı bir kapanış yapmak için içi yumuşacık, dışı çıtır, bal ve tarçınla buluşan bu kızarmış enfes hamur tatlısına mutlaka yer ayırın.

“Buralara kadar gelmişken kendime ve sevdiklerime ne hediye almalıyım?” diyorsanız Selanik sokaklarında dönmeden önce göz atabileceğiniz en popüler alternatifler şunlar:

  • Zeytinyağı ve Zeytin Ürünleri: Ege’nin meşhur, leziz ve kaliteli zeytinlerinden yapılan doğal zeytinyağları ile gurme zeytin çeşitleri harika birer hediye olacaktır.

  • Yunan Şarapları ve Uzo: Bölgenin lokal bağlarından çıkan aromatik Yunan şarapları ya da Selanik hatırası olarak şık şişelerde satılan geleneksel uzo çeşitleri oldukça popüler.

  • El Yapımı Seramikler: Şehrin ara sokaklarındaki küçük atölyelerde bulabileceğiniz, üzerlerinde harika Akdeniz motifleri barındıran el emeği seramik objeler, tabaklar veya kupalar.

  • Doğal Sabun ve Kozmetik Ürünleri: Özellikle saf zeytinyağı ve damla sakızlı (mastic) içeriklerle üretilen, tamamen organik el yapımı sabunlar ve cilt bakım ürünleri.

  • Komboloi (Yunan Tespihi): Yunan kültürünün en ikonik simgelerinden biri olan, stres atmak ve vakit geçirmek için sallanan, rengarenk boncuklardan yapılan bu özel tespihler çok karakteristik bir hatıra seçeneği.

Bir Balkan Esintisi Ailesi olarak çıktığımız bu keyifli Yunanistan serüveninin ilk ayağı olan Selanik’i böylece tamamlamış oluyoruz. Kalbimizde güzel anılar, heybemizde harika fotoğraflarla şimdi rotamızı bir sonraki durağımıza çeviriyoruz.

Nefis kurabiyelerin ve büyüleyici sahilin bizi beklediği Kavala’da görüşmek üzere.

İçeriğe ait videoyu izlemek için tıklayınız.

 

Bizden Haberdar Olun!

Benzer Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi yazın.
You need to agree with the terms to proceed