Her köşesinden buram buram tarih, kültür ve kahve kokusu yükselen, adımladıkça sizi geçmişe götüren ama bir o kadar da enerjik bir şehirden bahsedeceğim size: İskeçe (Xanthi).
Balkanlar’ın tanıdık, sıcak esintisiyle Ege’nin neşeli ruhunun tam kavşak noktasında duran bu şehir benim için sadece bir seyahat rotası olmadı. Adeta kültürlerin, kokuların ve renklerin birbiri içinde eridiği bir masal diyarı oldu. Eğer Yunanistan denince aklınıza sadece adalar ve plajlar geliyorsa, sizi Trakya’nın Soylu Hanımefendisi olarak anılan bu büyüleyici şehirle tanıştırmak istiyorum.
İskeçe’deki 1 günlük rotamıza birlikte göz atalım.
Eğer İskeçe’ye kendi aracınızla gelecekseniz, sizi hemen en önemli pratik bilgiyle karşılayayım: Bu şehirde ciddi bir otopark problemi bulunuyor. Eski Şehir’in (Old Town) üst taraflarına doğru çıkarsanız dar ara sokaklarda ücretsiz park yerleri bulabilirsiniz.

-
Garantili Seçenek: Sokaklarda vakit kaybetmek istemiyorsanız, şehir merkezindeki ücretli otoparkları tercih edebilirsiniz.
İskeçe zengin tütün ticareti geçmişi sayesinde 19. yüzyılda Küçük Paris olarak anılıyordu. O dönemin ihtişamı sokaklarında hala capcanlı. İlk durağımız, şehrin adeta kalbi olan Eski Şehir. Labirent gibi uzanan dar sokaklarında yürürken kendinizi bir açık hava müzesinde hissedeceksiniz. Osmanlı mimarisinin cumbalı evleri, Yunan neoklasik konakları ve Alman romantizminin izlerini taşıyan binalar yan yana büyüleyici bir uyum içinde. Her köşede fotoğraflık bir detay sizi bekliyor.
Eski Şehir’de Mutlaka Görmeniz Gereken Yerler:
-
Folklor ve Tarih Müzesi: Kouyoumtzoglou kardeşlerin ikiz konağında yer alıyor. Bizim gittiğimiz dönemde maalesef kapalı olduğu için içeri giremedik. Ancak gidenlerin tütün zenginlerinin şaşaalı yaşamına, dönemin geleneksel kıyafetlerine ve mobilyalarına hayran kaldığını biliyoruz. Özellikle tavan süslemelerinin güzelliği çok meşhur, aklınızda bulunsun.

- Manos Hacidakis’in Evi: Modern Yunan müziğinin en önemli öncülerinden biri olan ünlü besteci Manos Hacidakis’in doğup büyüdüğü ev burası. 1895 yılında inşa edilen ve titizlikle restore edilen bu dört katlı tarihi konak günümüzde kültür merkezi olarak hizmet veriyor. İçeride sanatçının yaşamına dair fotoğraflar ve kişisel eserler sergileniyor.

-
The House of Shadow (Gölge Evi): İşte burası dünyanın en sıra dışı ve büyüleyici çağdaş sanat müzelerinden biri. Alışılmış müze konseptlerinden çok farklı bir felsefeye sahip olan bu alanın kurucusu Yunan gölge sanatçısı ve çevre mühendisi Triantafyllos Vaitsis. Müzenin ana mottosu ise çok derin: Baktığımız şey, her zaman gördüğümüzden daha azdır.. Müzedeki eserler ilk bakışta hurda, çöp, teller veya şekilsiz plastik parçalarından oluşan soyut heykeller gibi görünüyor. Ancak bu şekilsiz nesnelere tam doğru açıdan özel bir ışık yansıtıldığında, arkadaki duvarda insan yüzleri, ünlü portreler ve felsefi sahnelerden oluşan inanılmaz netlikte gölge figürleri beliriyor. Tam bir görsel şölen.

Eski Şehir’in masalsı sokaklarından çıkıp şehrin modern merkezine indiğinizde sizi Hürriyet Meydanı ve hemen yanındaki tarihi Saat Kulesi karşılıyor.
1859-1870 yılları arasında, Osmanlı döneminde İskeçeli zengin bir esnaf olan Hacı Emin Ağa tarafından yaptırılan kule, Tanzimat sonrası kent meydanlarına saat kulesi yapma geleneğinin en güzel örneklerinden biri. İkinci Dünya Savaşı sırasındaki Bulgar işgali (1941-1944) döneminde tahrip edilmek istenip Türkçe kitabeleri zarar görmüş olsa da kulenin üst kısmı orijinal yapısını koruyarak günümüze kadar ulaşmayı başarmış.

İskeçe’ye Ne Zaman Gidilir?
İskeçe her mevsim güzel ancak burayı gerçekten ruhuyla yaşamak istiyorsanız takviminizi şu üç döneme göre ayarlamalısınız:
-
İlkbahar Dönemi: Doğanın uyandığı, Nestos Nehri’nin coştuğu ve göllerde pembe flamingoları görebileceğiniz en büyüleyici zaman. Hava ne sıcak ne soğuk; sokakları keşfetmek için ideal.
-
Sonbahar Dönemi (Eylül Başı): Özellikle Eylül ayının başında düzenlenen Eski Şehir Festivali döneminde giderseniz, sokakların devasa bir açık hava eğlencesine dönüştüğünü görürsünüz. Kültürel etkinlikler, konserler ve sokak lezzetleriyle şehir adeta canlanır.
-
Kış/Bahar Dönemi (Şubat-Mart): Büyük kalabalıkları, çılgın eğlenceleri ve kostüm geçitlerini seviyorsanız, Balkanlar’ın en ünlü etkinliklerinden biri olan İskeçe Karnavalı’nı kaçırmamalısınız.
Gelelim İskeçe seyahatinin en lezzetli kısmına. İskeçe mutfağı; Türk, Yunan ve Balkan lezzetlerinin muazzam bir karması.
-
Et Severler Dikkat: Bu şehirde menüdeki önceliğiniz et olmalı. Özellikle baharatlarla ağır ateşte kendi yağında pişirilmiş bir et konfiti olan kavurma nefis lokal kebaplar ve biftekler tek kelimeyle harika.
-
Meze & Şarap: Yerel dokunuşlu taze salataları, mezeleri ile ev yapımı şarapları en çok övgü alan lezzetler.
-
Fırın Ürünleri: Sabah kahvaltısı veya çay saati için nefis kruvasanları ve poğaçaları iyi bir tercih.

Son Söz
İskeçe, sınırın hemen ötesinde ama bir o kadar da bizden, tanıdık bir hikaye gibi… Renkli konakların gölgesinde yürürken, bir kafeden yükselen rembetiko ezgilerine karışan kahve kokusunu içinize çektiğinizde ne demek istediğimi çok daha iyi anlayacaksınız.
Trakya’nın bu güzel hanımefendisi sizi bekliyor!
Gezin, Yiyin, Eğlenin…
Gökmen Dursun









