Gümülcine ayak bastığınız ilk andan itibaren sizi evinizde hissettiren, caddelerinde tanıdık bir selamın yankılandığı, Doğu ile Batı’nın el ele verdiği sıcacık bir Balkan şehri. Asırlık Türk kahvesi kokularının, kilise çanlarının ve cami minarelerinin aynı gökyüzünü paylaştığı çok katmanlı bir kültür mozaiği.
Yolum buraya her düştüğünde, tarihin ve dostluğun izini sürmekten büyük keyif alıyorum. Gümülcine’yi gezmek için seçtiğimiz gün maalesef hava biraz yağmurluydu. Biz de koştura koştura, zaman zaman saçakların altına sığınarak bu güzel şehri keşfettik.
İşte benim gözümden, tüm tüyolarıyla 1 günlük Gümülcine rehberi…
Her zaman olduğu gibi, Balkan şehirlerinin klasik kuralını tekrar hatırlatalım: Eğer Gümülcine’ye araba ile gelecekseniz, şehir merkezinde ciddi bir otopark problemi bulunuyor. Aracınızı merkezdeki ana caddeler yerine, şehir merkezine yakın ara sokaklara park etmenizi tavsiye ederim.
Şehrin Kalbinden Tarihe Yolculuk
1. Kılıç Anıtı (Kahramanlar Anıtı)
Gezimize şehrin enerjisinin biriktiği, gençlerin toplandığı ve etrafı rengarenk kafelerle çevrili olan Barış Meydanı yakınlarında başladık. Burada şehrin sembollerinden biri olan Kılıç Anıtı yükseliyor. Merkez parkın içinde yer alan bu devasa kılıç 1967 yılında savaşta hayatını kaybeden Yunan askerlerinin anısına yapılmış. Günümüzde şehrin tüm milli ve dini kutlamaları, resmi törenleri burada gerçekleştiriliyor.
2. Saat Kulesi ve Eski Caminin Tatlı Tezatı
Yönümüzü asırlık yapılara çevirdiğimizde bizi yan yana duran ve şehrin silüetini oluşturan iki Osmanlı mirası karşılıyor: Saat Kulesi ve Eski Cami. Tarihi Saat Kulesi; 1885 yılında, II. Abdülhamit döneminde inşa edilmiş ve zamanla meydanın adeta simgesi haline gelmiş. Eski Cami; Eski Mahalle’de yer aldığı için bu adı almış. İşin ilginç yanı şehrin diğer büyük camisi olan Yeni Cami’nin bu eski camiden tam 25 yıl önce yapılmış olması.
3. Şehrin En Eskisi: Yeni Cami
1585 yılında Osmanlı padişahı III. Murat Han döneminde Sabık Defterdar Ekmekçioğlu Ahmet Efendi tarafından yaptırılan bu cami, aslında şehirdeki en eski cami. Ancak 1902 yılında yapılan büyük eklemeler ve restorasyonlar sebebiyle adı halk arasında Yeni Cami olarak kalmış. Etrafı kurşunla kaplı olan bu görkemli yapının içini ise göz alıcı İznik çinileri süslüyor.

Gümülcine’nin mimari zenginliğini yansıtan iki görkemli katedral var: Meryem Ana Katedrali (Panagia) ve Beşaret Katedrali (Evangelismos). Biz ne yazık ki yoğun yağmur sebebiyle bu iki noktayı ziyaret edemedik. Ancak burayı gezi rehberimize ekledik; sonraki Gümülcine ziyaretimizde mutlaka ilk uğrayacağımız duraklar olacaklar.
Buraya gelip de aç kalmak imkansız, çünkü damak tadımız neredeyse tamamen aynı. Akşam yemeği için geleneksel tavernalara veya esnaf lokantalarına oturup kendinize bir ziyafet çekmelisiniz.
-
Et Severler İçin: Fırından yeni çıkmış, nefis bir ciğer sarma ya da Balkan usulü köftelerden kebabi kesinlikle söylenmeli.
-
Denizden Gelen Esinti: Ege’nin esintisi buraya kadar ulaşıyor. Masanın olmazsa olmazları; taze kalamar, ahtapot ve tulum peynirli köz kırmızı biber.
-
Tatlı: Yemek sonrası şerbetli tatlı severler için baklava türevi nefis bir lezzet olan saragli veya yerel tahinle yapılmış nefis helvalar tercih edilebilir.
Çarşıdan Ne Alınır?
Gümülcine’nin tarihi çarşısına girdiğiniz an, sizi kokusuyla kendine çeken asırlık kahve dükkanları göreceksiniz. Buraya kadar gelmişken çifte kavrulmuş Gümülcine kahvesi almadan dönmeyin. Ayrıca buranın meşhur sarı leblebileri ve çocukluğumuzu hatırlatan o nostaljik şekerlemeleri de mutlaka alışveriş listenizde olsun.
Son Söz Yerine
Gümülcine, her köşesinde geçmişten bir tanıdığa rastladığınızı hissettiren, yürünmesi çok keyifli bir şehir. Ben bu yağmurlu seyahatten yepyeni hikayeler, tanıdık kokular ve güzel anılar yaşayarak dönüyorum.
Yolunuz Balkanlar’a düşerse, bu samimi şehre en azından 1 gününüzü mutlaka ayırın.
İyi seyahatler…
Gökmen Dursun












