Kosova GeziManşetlerRöportajlar

0

Kosovalı İskender Muzbeg: “Balkan coğrafyası Balkan insanının yazgısıdır.”

Sizi tanıtan kaynaklarda “şair, hikâyeci, çevirmen, hakim, avukat” tanımlayıcılarını görüyoruz. İskender Muzbeg kimdir? Bize biraz kendinizden ve ailenizden söz eder misiniz?

Her şeyden önce bu röportaj için Necla DURSUN-Bir Balkan Esintisi’ne teşekkür ederim.

Prizren’in Terzimahalle semtinde doğdum, hala o semtte yaşıyorum. Babam Şefik Muzbeg’in (1892-1983) ölümünden sonra, ona duyduğum saygı adına, babamın vefatıyla içimde beliren boşluğun az da olsa dolması için birkaç yıl yazı ve şiirlerimde “Şefikoğlu” takma adını kullandım. Prizren’de çıkan Türkçem Dergisi’ne geçenlerde vermiş olduğum bir röportajda da belirtildiği gibi; “Ben Şar dağları silsilesinin Prizren’e yakın Svilen Tepesi’nin aşağısında, Bülbüldere eteklerindeki Terzimahalle’de, iki yapıdan ve ön avlu ile arka avludan oluşan bahçeli bir evde – Prizren deyimiyle, pınarı (kuyusu), kapı altı, ahır ve otlukhanesi olan bir evin ön avlusunda bulunan, sokak kapılarına bakan küçücük bir binanın izbe katında bin dokuz yüz kırk yedi yılının on dokuz aralık günü dünyaya gelmişim. Ben doğduğumda otuz beş yaşında olan annem Vehbiye Muzbeg (kızlık soyadı: Kiser) (1912-2000), elli beş yaşında olan babam Şefik Muzbeg ve biricik ablam Şahinder Muzbeg, buna çok sevinmişler. Annemin anlattığına göre o gün 55 yaşındaki babam buna çok sevinmiş Allaha şükretmiş ve sessizce ağlamaya başlamış mutluluğundan.”

Çocukluğumun ilk yılları İkinci Dünya Savaşı’nın sonrasında baş gösteren, ekonomik planda fakirlik ve kıtlık yıllarıdır; toplumsal planda ise, Kosova’da Türk varlığının henüz tanınmadığı yaralı bir zaman dilimidir. Bilindiği üzere, İkinci Dünya Savaşından sonra – Yeni Yugoslavya kurulduğunda bu topraklarda yaşayan milletlere kendi dillerinde eğitim görme hakkı tanınmıştır ama Balkan savaşlarının sona ermesiyle buralarda sonlandırılan Türkçe eğitime devam edilmemiştir. Örneğin; Yeni Yugoslavya federasyonunun yapılış kısmı sayılan cumhuriyetlerden Makedonya’da 1944 yılından itibaren Türkçe eğitime de devam edilmiş, Sırbistan Cumhuriyeti’nin bir Muhtar Eyaleti statüsünde olan Kosova’da ise Türkçe eğitime devam edilmemiştir. Böyle bir durum toplumumuzda adeta bir yara olarak kanamaya devam etmiştir. “Hukuki Belgeler Çerçevesinde Kosova Türkleri” başlıklı bir makalemde de belirtilmiş olduğu gibi “II. Dünya Savaşı’ndan sonra Kosova`da baş gösteren yeni bir dönemin ilk yıllarında Türklerin kimliği adeta yasaklanmış ve dondurulmuştur. (Daha geniş bilgiler için bkz. İskender Muzbeg: “Hukuki Belgeler Çerçevesinde Kosova Türkleri”, makale, Balkan Türkleri, Balkanlarda Türk Varlığı, Derleyen: Erhan Türbedar, AVRASYA – BİR VAKFI ASAM YAYINLARI: 51, Balkan Araştırmaları Dizisi: 9, Ankara, 2003 sayfa:98-123)

Tüm bu zorluklara rağmen, zaman ilerledikçe durumlar değişmeye başlamış, 1951 yılına gelindiğinde Kosova’da Türk varlığı resmen tanınmış, halkımızın yaşantısında coşkulu bir dönem başlamıştır. Mart ayının yirminci günü Kosova’da Türk Dilinde Eğitim açısından önemli bir tarihtir çünkü 1951 yılı Mart ayının yirminci gününde o zamanki Kosova Muhtar Eyaleti Halk Kurulu’nun (Kosova’da karar verici en yüksek devlet organının) İkinci olağan oturumunda, Kosova’da yaşayan Türklere (kırk yıla yakın bir karanlık dönemden sonra) yeniden kendi ana dilinde – Türkçe eğitim görme hakkı tanınmıştır. Bu karara göre Kosova’nın birçok yerinde – köylerde, şehirlerde, o zamana kadar Arnavutça ve Sırpça verilen eğitimin yanı sıra Türk dilinde de eğitime geçilmiştir.

Kosova’da 1951 yılındaki bu gelişme daha geçlerde benim şiir yaratıcılığımı da etkileyecektir, örneğin “Gerçek” şiir kitabımda yer alan bir şiirime o ellili yıllar şöyle yansıyacaktır: “Biz her şeyi borçluyuz savaşa/borçluyuz ellilere/Kosova ovasında./Dönüşümden bir resim/varoluştan bir anı/elliler arasında./ Ses soyutlandı, dil emdi özsuyunu/özgür kara toprağın/ağrıya son verildi toplumun yarasında” (Bkz. İskender Muzbeg, “Gerçek” şiirler, “Birlik Yayınları” Üsküp, 1983, sayfa: 53).

Kosova’da Türk dilinde eğitimin yeniden gerçekleştirildiği 1951 yılından kısa bir süre sonra babam beni okula yazdırdı. Sekiz yaşındaydım. Babam ve ben birlikte Mustafa Baki Okulu’na gittik. Orada öğrenci kayıt işlerini Arnavutça okuyan öğrencilere ders veren Nik adında bir öğretmen yapıyordu. Babama şu soruyu sorduğunu hatırlıyorum: “Oğlunuzun hangi dilde okumasını istiyorsunuz?” Babam Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında Prizren Rüştiyesi’nde ana dili Türkçe okuyan, Rüştiye’yi bitirdikten sonra eğitimine ana dilinde devam etmek için Köprülü İdadisi’ne kaydını yaptıran ama Balkan Savaşları’nın patlak vermesi sebebiyle eğitimine devam edemeyen bu “yaşlı delikanlı” Nik öğretmene kısa ve net bir cevap verdi: “Türkçe.” İlkokulda birinci sınıfta öğretmenimiz Şerif Kaçanik’ti. Çok genç bir öğretmendi Şerif Kaçanik. O zamanlarda Kosova’da Türkçe yayınlanmış bir alfabe yoktu. Öğretmenimiz kendi girişimiyle harfleri ve harflerle ilgili uygun metinleri her öğrenci için ayrı ayrı defterlere kara mürekkeple yazarak bize bir “alfabe” hazırlamıştı. Onun bu girişimi benim çocuksu ruhumda derin izlenimler bırakmış olmalıydı ki, daha geçlerde yayınlayacağım ilk şiir kitabımı benim ilk öğretmenim Şerif Kaçanik’e adayacaktım. (Bkz.İskender Muzbeg, “Kaynak”, “Birlik” Yayınları, Üsküp, 1969 ).

Sekizyıllık ilkokulu ve beş yıllık Öğretmen Okulu’nu Prizren’de anadilimde bitirdim, bundan sonra Priştine Hukuk Fakültesi’ni bitirip Priştine ve Prizren’de çeşitli görevlerde bulundum. Öğretmen Okulu’nda iken tanıştığım, aynı okulda okuyan, daha geçlerde öğretmen olarak çalışan Yumniyye Şimşek’le 1974 yılında evlendim. İki erkek çocuk ve bir kız çocuk babası, Ece, Neim, Uygar ve Uras adlı torunların da dedesiyim. Çocuklarım Esin, Belge ve Bengi’dir. Biri Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunudur, halen Priştine Üniversitesi’nde iletişim üzerine doktora yapmaktadır, diğeri de Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunudur ve İstanbul Marmara Üniversitesi’nde doktora eğitimini bitirmiştir; kız çocuğum Belge Priştine Üniverstesi Eğitim Fakültesi mezunudur, Türk dilinde eğitimde sınıf öğretmeni olarak çalışmaktadır.

Adınızın “İskender” olmasının Antik Makedonya Kralı Büyük İskender ile bağlantısı var mı?

Hayır, adımın Antik Makedonya Kralı Büyük İskender ile hiçbir başlantısı yoktur. Nasıl olabilir ki? Babamın ve annemin bana uygun gördükleri bir ad bu. Adlarda kafiye ararcasına ablama “Şahinder”, bana da “İskender” demişler. Adı ile büyüsün, nafakalı olsun demişler.

Priştine Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunusunuz. Hukukçu olmak çocukluk hayalleriniz arasında var mıydı?

Bizim çocukluğumuzda bu tür hayallere yer yoktu. Zamanlar rüzgâra kapılma zamanlarıydı. Toplumda belli başlı bir yönlendirme yoktu, oysaki derslerde başarı gösteren hemen de her çocuğa burs veriliyordu. Örneğin ben, sekiz yıllık ilkokulu bitirir bitirmez liseye yazıldım, devlet tarafından burs verildiği için de liseden Öğretmen Okulu’na geçiş yaptım. Öğretmen Okulunun son sınıfındayken yine burslu olarak hukuk okumayı tercih ettim ve bu işte aşardım. Hayat beni neden sonra gazeteciliğe, daha geçlerde de hukuk işlerine sevk etmiş oldu.

Prizren Belediyesi’nde hazine avukatı ve Belediye Meclis Yürütme Konseyi Üyesi olarak görev yaptınız. Belediye çatısı altında edindiğiniz mesleki tecrübenize belediyeden hizmet alan sade bir vatandaş olmak eklendiğinde; Kosova’daki mevcut belediyecilik anlayışı, belediyeciliğin sosyal hayattaki yeri, yetki ve sorumlulukları konusunda neler söylersiniz?

Kosova’nın yeni tarihinde belediyeciliğin iki evresi vardır; İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki evre (1945-1999) ve 1999 Kosova Savaşı’ndan sonraki evre. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra merkeziyetçi bir devlet düzeni çerçevesinde kendi görevlerini gören belediyeler, daha geçlerde, özerkliğe geçişle yeni bir rol kazanmıştır. Özellikle de geçen yüzyılın altmışlı yıllarının ikinci yarısında özerklik bakımından önemli gelişmeler gerçekleşmiştir. 1967 – 1971 yılları arasında ülke çapında yapılan anayasa değişiklikleri ile toplumsal düzende Kosova Özerk Bölgesi’nin yeri ve sorumlulukları geliştirilmiş, özerklik lehine dolayısıyla özerkliğin ulusal soruna bağlılığına yeni değerler katılmış, yeni çözümlere gidilmiştir. 1989 yılından sonraki toplumsal siyasal gelişmeler neticesinde Kosova’nın özerkliğinin alınmasıyla Kosova’da belediyecilik de geniş halk kitlelerinin yerel yönetim organı olma, vatandaşların yerel düzeydeki ihtiyaçlarını karşılama niteliğini kaybetmiştir. Sırp rejiminin Kosova’da insan haklarını çok ağır bir biçimde çiğnemesi ve buna benzer gelişmeler 1999 yılının mart ayında Kosova’da savaşın baş göstermesine sebep olmuş, savaş biter bitmez, KFOR’un Kosova’ya ayak basmasıyla ve UNMİK’in göreve geçmesiyle Kosova’nın yeniden yapılanma süreci başlatılmış, akabinde Kosova Cumhuriyeti kurulmuştur.

Belediyecilik de bu yeniden yapılanma sürecinde her gün kendi varlığını yeniden kanıtlamak gayesiyle yeni çalışmalar yapmak için, kendi görevini yerine getirmek için çaba harcamaktadır. Belediyeciliğin sosyal hayattaki yeri, yetki ve sorumlulukları önemlidir. Bu bağlamda Kosova’da belediyecilik, giderek gelişen, gelişirken iyileşen, halkın taleplerini her gün biraz daha nazari dikkate alarak hizmet sunan, dolayısıyla vatandaş tarafından benimsenen bir süreç niteliğini kazanmaya yüz tutmaktadır.

Prizren Mahkemesi’ndeki hakimlik görevinize ek olarak 1999 Kosova Savaşının ardından bir insan hakları kuruluşu olan Kosova Humanitarian Law Center Prizren Ofisi’nde avukat ve gözlemci olarak görev yaptınız. Bu bağlamda Kosova’daki adalet sistemini ve adli yargı sürecini nasıl değerlendirirsiniz?

Kosova’da adalet sisteminde ve adli yargı sürecinde en büyük sorunlardan biri hukukun üstünlüğünün, dolayısıyla yasalar çerçevesinde bir güvenliğin sağlanması; tüm toplulukların Kosova Hükümeti’ne güveninin artırılmasıdır. Davaların makul bir süre içerisinde görüşülüp karara bağlanamaması toplumda bir yara olarak ortada durmaktadır. İleride yapılacak reformlarla Kosova’daki yargı sisteminde var olan güçlüklerin, belirgin sorunların yeniden ve yeni, daha çağdaş, çeşitli fikirlere açık, çok sesliliği içeren bir hava içerisinde gündeme getirilmesini; bu sorunlara çözüm yollarının aranıp bulunmasını, eksiklerin ortadan kaldırılmasını beklemek doğrudur.

Kosova Humanitarian Law Center Prizren Ofisi’nde avukat ve gözlemci olarak yaptığım görev konusuna gelince, insan haklarını mercek altına alan bu kuruluşta Kosova’da (özellikle 1999 savaşı sırasında) bunun yanı sıra, savaştan önce ve savaştan sonraki dönemlerde insan hakları ihlallerini, bu çerçevede Türk topluluğuna mensup vatandaşların insan hakları ihlallerini araştırdım; ayrıca, dıştan Kosova’ya gelen yargıçların ve daha geçlerde Eulex yargıçlarının baktığı ve karara bağladığı dosyalar çerçevesinde insanlığa karşı işlenen suçlar konusunda davaları gözlemci olarak izledim. Anılan bu görevleri icra Ederken ben de Kosova’da insan hakları ihlallerinin seviyesinin yüksek olduğu, böyle bir durumun ortadan kaldırılması için uzun bir zaman dilimine ihtiyaç duyulduğu gibi bir izlenim oluşmuştu. Bugünkü izlenimlerim de buna benzer izlenimlerdir.

Günümüzde Kosova‘nın mevcut etnik yapısında adalet, hak ve sosyal hayatın paylaşılması hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Kosova Cumhuriyeti çok kültürlü, çok dilli, çok dinli, çok uluslu bir ülkedir. Gelişmekte ve yeniden yapılanmakta olan bir topluma özgü bütün zorluklar, güçlükler ve eşitsizlikler her şeyden önce hukukun üstünlüğünün gerçekleştirilmesiyle ama yavaşça ortadan kalkmaya başlayabilir diye düşünüyorum. Kosova toplumu bu alanda ilk adımlarını atmış sayılır ama hala adalet, hak ve sosyal hayatın paylaşılması gibi alanlarda somut güçlüklerle, eşitsizliklerle karşı karşıya gelinmektedir.

Halen Prizren’de serbest avukat olarak çalışmaktasınız. Ne tür davalara bakıyorsunuz? Meslek hayatınız boyunca psikolojik olarak etkilendiğiniz dava oldu mu?

Ben medeni hukuk davalarına bakan bir avukat olarak meslek hayatım boyunca birçok davadan psikolojik olarak etkilenmişimdir. Örneğin, iki evi ayıran bir buçuk metrelik bir duvar için bir kardeşin diğer kardeşiyle konuşmaması, kavga etmesi, kardeşini yaralaması; bir çocuğun, mal davası yüzünden annesi ile konuşmaması; dört çocuk sahibi bir eşin, önemli bir sebep olmadan, yıllar öncesi hayatını birleştirdiği, acıyı, tatlıyı beraberce yaşadığı eşine karşı boşanma davası açması beni çok etkilemiştir. Bir avukat olarak her zaman müvekkillerime “problem mahkemeye taşınmasın, anlaşmazlıkları aranızda çözmeyi bir deneyin, hiçbir zaman geç değildir, problemin çözüme kavuşturulmasında ben de size yardım edeyim…” gibi tavsiyelerde bulunmuş, bu tavsiyelerimin olumlu sonuç verdiği her durumda da içimde bir ferahlık hissettiğim olmuştur.

Kosova Doğru Yol Kültür Güzel Sanatlar Derneği’nin çalışmalarına katkılarınız noktasında dernek ve yürüttüğü çalışmalar hakkında bilgi verebilir misiniz?

Ben Kosova’nın Prizren şehrinde 1951 yılında kurulan “Doğru Yol” Türk Kültür ve Güzel Sanatlar Derneği (TKGSD)’ nde geçen yüzyılın altmışlı yıllarının ortasında faaliyet göstermeye başladım. Bilindiği üzere “Doğru Yol” derneği Prizren’de 71 yıldan bu yana aralıksız olarak, gönüllülüğe dayanan etkinlikleriyle bir kültür merkezi, Türk kültürünün sadık kapısı özelliğini kazanmış bir kuruluştur. Buralarda Türk topluluğunun varlığı göz önünde bulundurularak, buralarda yaşayan ulusların, milli azınlıkların hak eşitliğini sağlamak amacıyla, geçen yüzyılın ellili yıllarının başında Prizren’de Türk kültürünü yaşatıp geliştirecek bir derneğin kurulması uygun görülmüş, böylece o zamana kadar Prizren’de;

  • Arnavut kültürünün yaşatılıp geliştirilmesi için kurulmuş olan ve çalışmalar yapan “Agimi” Kültür ve Güzel Sanatlar Derneği,
  • Sırp kültürünün yaşatılıp geliştirilmesi için kurulmuş olan ve çalışmalar yapan “Buduçnost” Kültür ve Güzel Sanatlar Derneği,
  • Türk kültürünün yaşatılıp geliştirilmesi için de “Doğru Yol” Kültür ve Güzel Sanatlar Derneği kurulmuştur.

Yetmişli yılların başından itibaren ise Prizren’de Boşnak ve Roman kültür ve güzel sanatlar dernekleri de faaliyet göstermeye başlamıştır. “Doğru Yol” Türk Kültür ve Güzel Sanatlar Derneği’nin çalışmaları buralarda önceki yüzyıllarda geliştirilen kültür faaliyetlerinin devamıdır. Türk topluluğunun buralardaki tarihi çok eski zamanlara gider. Bugün Kosova Türkleri olarak da bilinen bu insanların ataları çok eski zamanlarda Balkanlara gelen Hun’ların, Avar’ların, Kuman’ların, Peçenek’lerin, daha geçlerde yine Balkanlara gelen Osmanlı Türklerinin bir parçası olarak bu yerlere yerleşmiş, buraları yurt edinmişlerdir. (Konuyla ilgili daha geniş bilgiler için bkz.: (a) Muzaffer Tufan, ‘Göç Hareketleri ve Yugoslavya Türkleri’, Ankara, Erdem, Cilt 5, Eylül 1989, ss. 925 – 976. (ayrıbasım, Mart 1992). (b) Altay Suroy Recepoğlu, ‘ Kosova’da Türk Dernekleri ve Kuruluşları (1951 – 2001)’, Mamuşa, Sofra, Kültür Sanat Dergisi, Aralık 2001, ss. 22 – 23. (c) Maliq Osi, Prizren Drevni Grad, Utvrdjenja i Njegova Najneposrednija sela Jablanica i Pousko, Prizren, Fond za izučavanje istorije zavičaja mog kraja Jablajnčana na radu u inostranstvu yayınları, 1996, s.48.)

“Doğru Yol” Türk Kültür ve Güzel Sanatlar Derneği buralarda Türk varlığının bir sonucudur. Söz bu toplulukta, bu kültürde ve bu kültürün yaşatılıp geliştirilmesindeyken şunların da belirtilmesi uygundur: Bugün Kosova’nın Priştine, Gilan, Vuştri, Mamuşa gibi yerleşim yerlerinde de Türk kültürünü yaşatmak ve geliştirmek amacıyla faaliyet gösteren benzer dernekler mevcuttur. Ayrıca Kosova’da bugün T.C. Yunus Emre Enstitüsü ve bu enstitü çerçevesinde faaliyet gösteren Türk Kültür Merkezleri burada yaşayan toplulukların kültürlerini, bu bağlamda Kosova’da yaşayan Türk topluluğunun da kültürünü geliştirip yaşatma alanında çeşitli faaliyetlere imza atmakta veya böyle faaliyetlere ev sahipliği yapmaktadır.

Ben “Doğru Yol” derneğinde uzun yıllar program sunuculuğu yaptım; amatör bir ruhla kültür çalışmaları ekolünün yetiştirdiği gençlerden biri olarak “Doğru Yol” da var gücümle çalıştım. Yıllar boyunca düzenli bir biçimde hazırlanan ve halka sunulan her konser, her şiir buluşması veya resim sergisi hem biz “Doğru Yol” cular için hem de böyle etkinlikleri büyük bir ilgiyle izleyen halk kitlelerimiz için adeta bir düğündü, medyada yankı uyandıran, yeni bir program düzenleninceye kadar konuşulan bir olaydı, kültürel bir beslenme idi. Çalışmalarına hiç ara vermeden 71 yıl programlar düzenleyen bu dernekten çok değerli sanatçılar yetişmiştir. Kosova Türk halkının edebiyatı, müziği, dergiciliği, resim yaratıcılığı, dil etkinlikleri gibi konulardan söz açılınca mutlaka ve her şeyden önce “Doğru Yol” un yetiştirdiği kadrolardan bahsedilir, burada yetişen kadrolar akla gelir çünkü “Doğru Yol” bizim kuşağımız için ve bizden sonra gelenler için, eskiden beri burada çalışmış sanatçıların tecrübesiyle zenginleştirilmiş bitmez tükenmez bir esin kaynağı, herkese açık bir yuva; çok değerli içeriklerin gerçekleştirildiği bir dernek, bir kültür ocağı niteliğini kazanmıştır.

Derneğimizde güzel sanatların her dalından kollar vardır. Programlarımız yurt içinde, yurt dışında, özellikle de ana ülkemiz Türkiye’de 1978 yılından sonra ilgi ve merakla izlenmektedir. Prizren’in “Doğru Yol” derneği 1978 yılında, Uluslararası Selçuk Efes Festivali’ne Yugoslavya’yı temsilen davet edildiği sırada ana ülke Türkiye’de ilk defa konser verme fırsatını yakalamıştır, tarihi Efes’te 25000 kişi önünde açık havada konser düzenlemiş, büyük bir ilgi görmüştür. Burada bu dernekle ilgili bazı bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum: “Doğru Yol” un arşivindeki verilere bakılırsa, Derneğin Kuruluş Toplantısı’nda onaylanan kurallara göre dernekte gönüllülüğe dayanan şu kollar çalışmaya başlamıştır: sanat kolu, şarkı-türkü kolu, müzik kolu, dram kolu, folklor kolu, koro türküler kolu ve resitasyon kolu. Yıllar boyunca bu kolların sayısı artmış, yazın kolu, hafif müzik kolu, gençler kolu (gençler kolunda müzik, folklor, halk oyunları, koro, tiyatro grupları faaliyet göstermiş), resim kolu kurulmuş, yayın etkinliği çerçevesinde , Doğru Yol — Esin  dergisi yayınlanmıştır. Tüm bu kollar etkinliklerini dernekte yıllar boyunca kendi başına ve öteki kollarla birlikte sürdürmüş, ayrı ayrı ve ortaklaşa konser, temsil, yazın saati, sergi düzenlemiş, dergi yayınlamış, televizyon ve radyolar için özel yayınlar hazırlamış, çeşitli plak evlerinde plaklar doldurmuştur. Bu kollar kentimizde öteki kültür ve güzel sanatlar derneklerinin çeşitli kollarıyla da ortaklaşa programlar düzenlemişlerdir. “Doğru Yol” Derneği bu biçimde gerçekleştirilen ve hala büyük bir hevesle sürdürülmekte olan etkinliklerle Prizren Türk kültürünün yaşatılması ve geliştirilmesine nice katkılar sunmuştur. Bu dernekte yapılan çalışmalar sayesinde, örneğin a) Şarkı-türkü kolunun etkinlikleriyle birçok halk türkülerimiz konser repertuvarlarına alınmış, yeni biçimlerde canlandırılarak bura kültürünü beslemeye devam etmiştir; bu kolun programlarında dernek üyelerinin bestelerine de özel bir önem verilmiştir. b) Dram kolu tarafından ilk yıllarda hazırlanan temsillerle /”Büyük Kapı Kızı”, “Neden Annem Halamı Sevmiyor”, “İhtiyar Kız” vb./ gelenek ve göreneklerimiz farklı açılardan yorumlanarak, halkın hizmetine sunulmuş; yıllar boyunca birçok Türk ve yabancı yazarların tiyatro eserleri sahneye koyulmuştur. c) Folklor kolu halk oyunlarımızın unutulmuşluktan kurtulmasına, hem geleneksel biçimde hem de yeni koreografilerle geniş halk kitlelerine tanıtılmasına nice katkılar sunmuştur; “Doğru Yol” derneğinde yapılan ortak çalışmalardan başka bu dernek etkinliklere aktif bir biçimde katılan dernek üyelerinin kişisel girişimleriyle de hazırlanıp yayınlanan kitaplar (böyle kitapların sayısı yüzü aşmaktadır), yapılan besteler (böyle bestelerin sayısı elliyi aşmaktadır) bu derneğin kültürümüze dolaylı bir biçimde katkısının somut örnekleridir. Bu bağlamda özellikle “Aluş Nuş’un hazırlamış olduğu “Rumeli Türküleri” başlıklı kitabı, Nimetullah Hafız’ın hazırlamış olduğu “Kosova Türk Halk Edebiyatı Metinleri” başlıklı kitabı belirtmek gerekir. (Konuyla ilgili daha geniş bilgiler için Bkz. a) “30 Yıl `Doğru Yol` KGSD 1951 – 1981, Monografi, “Doğru Yol” Derneği Yayınları, Prizren, 1981 syf. 9 ve 10; b) “Doğru Yol” KGSD `Nazım Hikmet` Yazın Kolu 1968 – 1988, Monografi, “Doğru Yol” Derneği Yayınları, Prizren, 1988; c) İskender Muzbeg: “Uloga starogradskih pesama u turizmu Prizrena –Prizren Turizminin Gelişmesinde Eski Kent Şarkılarının Rolü”, “Prizren Zambağı” Festival Kurulu tarafından düzenlenen ESKİ KENT ŞARKILARI VE OYUNLARI konulu Bilimsel Toplantı’da sunulan bildiri, 16.06.1990, Prizren).

Özetlemek gerekirse; “Doğru Yol” TKGSD yetmiş bir yıldan bu yana kültürümüzü, yerel çapta, merkezi çapta ve uluslararası çapta yaşatmakta, geliştirmekte ve zenginleştirmektedir. Kültürümüzün Prizren’de, ülkede ve ülke dışında, özellikle Balkanlarda, ana ülkemiz Türkiye’de ve genel olarak Türk Dünyası Kültür Bütünlüğünde tanıtılıp yaşatılması için kendine düşen katkıyı sunmaktadır.

Siz Kosova’da “hem halklar arası ilişkilerde hem de Türk aydınları arasında dengeli kişiliği ile bilinir” cümlesiyle tanımlanmaktasınız. Bu şekilde tanımlanmanızı deşifre edecek olsak neler söylersiniz?

Günlük hayatta karşılaşılan zorluklar, sorunlar, inat, dalkavukluk, yağcılık, nemelazımcılık, değer yargılarındaki aşınmalar psikolojimizde negatif bir enerjiyle kötü izler bırakmaktadır. Oysaki insan dediğimiz yaratık bunlara baş eğmemeli, isyan da etmemelidir. Bunların yavaş yavaş ortadan kaldırılmasını umut etmeli, buna kendi katkısını sunmalı – her gün, her an sabırla çalışmalı, faaliyet göstermeli, insanların arasında her gün yenilenen eski ilişkileri ve her gün kurulan yeni ilişkileri kendi davranışından çıkabilecek pozitif bir enerjiyle daha yüksek bir düzeye çıkarmalıdır. İnsanları her zaman sahip oldukları iyi yanlarıyla, eksiklik ve zayıflıklarıyla kabul edenler dengeli kişiliğe sahiptir. Erdemin başı hoşgörüdür, bilgidir, saygı ve sevgidir. Ben hayatımın her gününde, her saatinde, her anında büyük şairimiz Yunus Emre’nin “Gelin tanış olalım / İşi kolay kılalım / Sevelim sevilelim / Dünya kimseye kalmaz” gibi mısralarından yaşama sevinci için çok gerekli olan yeni anlamlar çıkarmaya çalışırım. Bu alanda başarılara içten sevinir, bu sevinci diğer insanlarla yaşamak isteğiyle, Mevlana’nın dediği gibi “insanlara karıl”ırım.

1969 yılında yayın hayatına başlayan Tan Gazetesi’nin kurucuları arasında yer alarak eğitim, kültür ve sanat sayfalarını yönettiniz. Bize biraz bu yolculuğunuzdan bahseder misiniz?

Geçen yüzyılın altmışlı yıllarının sonunda o zamanki ismiyle Kosova Sosyalist Özerk Bölgesi’nde yaşayan Türk halkının toplumsal, siyasal ve kültürel ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla Priştine’de Türk dilinde “Tan” Gazete Yayın Kurumu kuruldu (1969), bu kurum çerçevesinde 1 Mayıs 1969 tarihinde “Tan” gazetesinin ilk sayısı çıktı. Ben “Tan” gazetesinin kurucuları arasında bulunup görev alma mutluluğunu yaşayanlardan biriyim. Bu kurum aracılığıyla daha geçlerde Kosova’da Türk dilinde eğitimin gerçekleştirildiği okullara Türkiye’den yardımcı ders kitapları getirtilecek, bu kurum çerçevesinde Türkçe dergiler (“Çevren” Bilim Kültür ve Sanat Dergisi, “Kuş” Çocuk Dergisi ve “Çığ” Kültür ve Sanat Dergisi) yayın hayatına girecek, “Tan” Kitap Dizisi’nde de Kosova ve Makedonya Türk edebiyatından özgün eserler yayınlanacak, ayrıca, Arnavut ve Sırp edebi yaratıcılığından kimi örnekler Türkçe’ye tercüme edilip basılacaktır.

Benim “Tan” yolculuğum aşağıda belirtilen çeşitli saptamalarla, hatıralarla doludur: “Tan” gazetesi için hazırlıkların yapıldığı dönemde Kosova’da daha özgürlükçü bir havada yeni bir sosyal iklimde toplumsal kimliğimiz biçimlenmeye başlamıştı. Ben Priştine’de hukuk okuyordum. Güncemdeki notlar arasında şu bilgiler de vardır: “17 Mart 1969 Pazartesi günü, Priştine’nin baş caddesinde Süleyman Brina ile karşılaştım. Yeni çıkacak bir gazetede – “Tan” gazetesinde çalışmamı önerdi. Bu öneriyi kabul ettim, sonra Süleyman Brina ve ben “Bojur” oteline girdik, bizi orada Nusret Dişo Ülkü ve Nimetullah Hafız bekliyorlardı. Dördümüz yeni çıkacak “Tan” gazetesinin ilk sayısı hakkında bir düşünce alış verişinde bulunduk. Neden sonra konuşmalarımıza Hilmiya Çatoviç adında bir ressam da katıldı. Hilmiya Çatoviç gazetenin adının hangi harflerle ve ne biçimde yazılması gerektiğine dair bir çalışma yapmış, teknik bir çözüm hazırlamıştı, onu bize gösterdi. Sanatçı Hilmiya Çatoviç’in hazırlamış olduğu bu teknik çözüme göre, bu sanatçının deyimiyle TAN, “eski Türk altın rengi” ndeki harflerle yazılacaktı. Biz bu çözümü ilginç ve uygun gördük.”

“Tan” gazetesinin ilk sayıları “eski Türk altın rengi” nde harflerle ve Hilmiya Çatoviç’in tasarladığı biçimde basılmıştır… “Tan”ın birinci sayısını hazırlama işleri bir ay sürdü. “Tan” Gazete yayın Kurumu Müdürü ve “Tan” gazetesinin Baş ve Sorumlu Yazarı Süleyman Brina’nın onayı ile “Tan”ın ilk sayısının ilk sayfası için bir yazı yazma görevi bana verilmişti, ben de “1 Mayıs” başlıklı bir yazı hazırlamıştım. Nusret Dişo bu yazımı gözden geçirdi, yazıda kimi sözcükleri değiştirmemi, Türkçeyi yeğlememi önerdi. “Tan”ın birinci sayısı basıldı, bu gazete Kosova’da büyük bir yankı uyandırdı. Daha geçlerde “Tan”a iki sorumlu yazar atandı: Siyasi Sayfalar Sorumlu Yazarı görevini Enver Baki, Kültür Sayfaları Sorumlu Yazarı görevini ise ben üstlendim. Kişiliğimin kültürel bakımdan biçimlenmesinde “Tan”ın ayrı bir yeri, toplumsal-siyasal bakımdan biçimlenmesinde de, liderliğe önem verilmediği zamanlarda gerçek lider özelliğine sahip Süleyman Brina’nın ayrı bir rolü vardır. Benim bu kişiliğim “Tan”dan önce Prizren Öğretmen Okulu’nda çıkardığımız “Kardeşlik” okul dergisinde, Prizren’in “Doğru Yol” Kültür ve Güzel Sanatlar Derneği’nde bilenmeye başlamış, “Tan”da çalıştığım yıllarda devam etmiş, “Tan”dan sonraki yıllarımda da, bugüne kadar yeni değerlerle zenginleşmiştir. Bu topraklarda gelişip biçimlenen varlığımız – kültürümüz, dilimiz, edebiyatımız, güzel sanatlarımız, toplumsal kimliğimiz ve bireysel kişiliğimiz yine bu topraklarda tanıtıma muhtaç değerler idi – “Tan” gazetesi bu değerlerimizi Kosova’da yaşayan uluslara, halklara gerektiği bir biçimde – öznellikten arınmış, nesnel bir biçimde tanıtmak; bunları, Kosova’nın bir özerk bölge olarak yer aldığı federasyonun diğer yapılış kısımlarında – cumhuriyetlerde ve ana ülkemiz Türkiye’de tanıtmak, bu alanlarda beliren sorunlarımızı, güçlüklerimizi gündeme taşımak, bunlara çözüm yolları aramak için uygun bir ortamdı.

“Tan”ın çıkmaya başladığı yılda – 1969 yılında Kosova’nın Anayasa Kanunu yürürlüğe girmişti. Bu Anayasa Kanunu’na göre, bir anayasa kategorisi niteliğini kazanmış ulus ve halklar ulusal özellikleri, dili, kültürü, tarihi, yazını, sanatı ifade etme hakkına sahip idiler (madde 9, fıkra2), bu Anayasa Kanunu ile burada yaşayanların ulusal özelliklerine ayrı bir önem veriliyor, bireysel haklardan kolektif haklara doğru bir pencere açılıyordu. 1974 Kosova Anayasası’nın öncüsü niteliğinde olan bu Anayasa Kanunu, Kosova’nın eğitim sisteminde ulusal tarihin okunmasını, bu bağlamda Türkçe okuyan öğrencilerin kendi ulusal tarihini, bir başka ifade ile Türk tarihini okumalarını garanti altına alıyordu. Bu Anayasa Kanunu “Kosova SÖB`de Arnavut, Sırp-Hırvat ve Türk dilinin ve bu dillerin yazılarının hak eşitliği sağlanmaktadır (madde 10, fıkra 1), bu diller ders olarak ve anadili olmayan diller olarak eşittirler (madde 72)” gibi bir düzenleme getirerek Kosova’da Türkçe’yi de diğer dillerle hak eşitliği çerçevesine alıyordu. Böyle düzenlemeler Kosova Türk halkı için uygundu ama uygulamada birçok sorun baş gösteriyordu. Bu nedenle, “Tan”ın sorumlu yazarı olduğum kültür sayfalarında 1969-1973 yılları arasında yolculuğum gelgitlerle doludur. Bu dönemde yaptığım çalışmalar çerçevesinde orada çalışan arkadaşlarla birlikte gazetede:

(a) Eğitim sorunlarımıza değinmeyi ön plana çıkaran bir strateji hazırladık, okullarımızdan konu ile ilgili röportajlar yayınladık, durum değerlendirmeleri yaptık, sorunlara çözüm yollarını aradık.

(b) “Doğru Yol” KGS Derneğine ayrı bir yer verdik, bu bağlamda, 20. Yıldönümü dolayısıyla bu derneğin zengin arşivini dernek üyesi ve dernek çalışanı Ziya Şişko’nun yardımıyla gözden geçirdim, araştırdım ve bir yazı serisi hazırladım, bunu “20 Yıl DOĞRU YOL” gibi bir ana başlık altında tefrika olarak yayınladım.

(c) “Kıvılcımlar” şiir köşesini genç şairler için hazırladık.

(d) Aylık “Gençlik Özel Eki” ni yayınlayarak gençlik dergisinin olmayışı nedeniyle ortada duran kültürel boşluğu biraz olsun kapatmaya çalıştık.

(e) Hemen her sayıda şiire ve hikâyeye özel bir yer verdik.

(f) Hak eşitliği kuralı çerçevesinde Türkçenin kullanımı konusunda olumsuz örneklerle ilgili analizler yaptık, bunları kamuoyu ile paylaştık.

(g) Dünyada, Kosova’da, Makedonya’da, Yugoslavya’nın diğer bölümlerinde ve ana ülke Türkiye’de en önemli kültür olaylarını gazete sayfalarına taşıdık.

(h) Kosova Yazarlar Birliği’nde Kosova Türk halkına mensup hiçbir yazarın olmaması, Kosova Yazarlar Birliği’nin faaliyetlerinde Türk yazarlarına yer verilmemesi sebebiyle, böyle bir durumun ortadan kalkması için girişimlerde bulunduk.

(i) Ulusal tarih dersleri için Türk tarihinden uygun malzemeleri hazırlayıp 1971 yılı boyunca gazetenin “Ulusal Tarihimizden” sayfasında yayınladık vb.

Hukuk, belediyecilik, gazetecilik ve medya ile meşgulken edebiyatla da bağ kurdunuz. Birbirinden ayrı bu kulvarlardaki ilerleyişiniz nasıl oldu? Kesişen yanları var mıydı?

Bu meşguliyetlerin her birisi diğeriyle hem kesişmekte hem de birbirini tamamlamaktadır diye düşünüyorum. Bu kesişen yolların merkezinde ya da kesişme noktalarında mutlaka insan vardır; bu nedenle bu meşguliyetlerin her birinin merceğinde insana rastlamak mümkündür. Bu bağlamda şunları vurgulamak istiyorum: Edebiyat denen o denize ben ilk adımlarımı attığımda çok küçüktüm, bu nedenle o denizde benim o ilk adımlarımdan belki hiçbir iz kalmamıştır. Peki ya sonradan atılan adımlar? Bu adımların da akıbeti bilinmez; bu adımlar da belki o şiir denizinde kaybolmuştur veya kaybolacaktır… Ancak, insanın her adımını izleyen bir güzellik var ki, adı umuttur. “Umut” denen o güzellik insanı yazmaya, yaratmaya, iyiye, güzele, doğruya sevk etmektedir; soyuttan somuta doğru gelinirse, yazılan mısraların belki bir tanesi, belki üç mısra belki de beş mısra – mısralardan oluşan bir şiir, belki hayal ettiğimiz bu dalgalar sayesinde bu şiir denizimizin öbür tarafında bir kıyıya vuracaktır. Belki o kıyıda yaşamına devam edecektir… Tüm günlük çıkarların dışında olan böyle bir umudu ben içimde taşırım. Bu umut sayesinde her zaman edebiyat ile hukukun, belediyeciliğin, gazeteciliğin ve medyanın birbiriyle kesiştiğine, kesişerek de (güzellik adına) bütünleştiğine inanmaktayım. Sonuçta bu meşguliyetlerin her biri insana hizmet adına, insana faydalı olmak için yapılmaktadır. Mükemmellik yolunda ilerlerlerse ne mutlu bize.
Bunlar mükemmellik yolunda ilerledikleri müddetçe ve ilerledikleri ölçüde insana mutluluk sunabileceklerdir.

Kosova’da Türk ilkokulları için ders kitapları hazırladığınızı biliyoruz. Hangi branşlarda çalışıyorsunuz, ihtiyaç tespitini nasıl yapılıyor?

Kosova’da ilkokullarda, liselerde, Priştine Üniversitesi ile Prizren Üniversitesi fakültelerinin bazı bölümlerinde Türk dilinde de eğitim gerçekleştirilmektedir. Bu durum, buralarda yaşayan Türklerin ve Türk dilinde eğitim görmek isteyenlerin insan haklarına gösterilen saygının somut bir örneğidir. Türk ilkokulları için ders kitapları konusunda ihtiyaç tespiti Kosova Eğitim Bilim ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yapılmaktadır. Kosova’da Türkçe eğitimde çalışan öğretmenlerin ve Kosova Türk Öğretmenler Derneği’nin, Kosova’da etkinlik sürdüren diğer ilgili Türk kuruluşlarının görüş ve önerileri de zaman zaman bu ihtiyaç tespiti sürecinde nazari dikkate alınmaktadır. Yıllar önce Bedrettin Koro ve ben, bu tarihçi arkadaşımın önerisiyle beraberce ilkokulların beşinci, altıncı ve yedinci sınıfları için tarih kitapları hazırladık. Bedrettin Koro bu konuda uzman bir kişidir, zengin bir bilgi hazinesi vardır, tecrübeli bir tarihçidir, konuyla ilgili makalelerini çeşitli dergilerde yayınlamış, Kosova’da, Türkiye’de düzenlenen eğitim konulu bilim toplantılarında sunumlar yapmıştır.

Sizin “Balkan Coğrafyası” tanımınız nedir?

Balkan coğrafyası bence Balkan insanlarının ve topluluklarının hem de Balkanlara diğer yerlerden gelenlerin buluşmasına uygun yerlerdir. Bu yerlerde buluşan dinlerin, dillerin, adetlerin, geleneklerin, göreneklerin yaşanıp yaşatılması, kültürlerin kaynaşması, çeşitli kimliklere mensup insanların erimeden bütünleşmesi için uygun şartları yaratabilen, üstelik Balkan topraklarının dışına taşabilmeyi başarmış bir ortamdır. Balkan coğrafyası, Türkçenin yüzyıllar boyunca yeni gelişmelerle filizlendiği, zaman zaman elendiği ve yıpratıldığı bir coğrafyadır, köhne bir köşedir de aynı zamanda… Ortak bir değerdir Balkan coğrafyası, ortak bir çile… Balkan coğrafyası Balkan insanının yazgısıdır.

Bundan yirmi küsur yıl önce yazmış olduğum bir şiirimde Balkanlarla ilgili şunları vurguladığımı şimdi hatırladım – bu şiirimi okuyucularımla burada paylaşmaktan mutluluk duyuyorum: Köşesi yoktur dünyanın ama/Balkan’ımın köşesi vardır/Bu köşeden bakarım ben dünyama/Köhne, kuytu, batak bir köşe/Benim hüznüm bu köşede katmerli/Çiçek açar, koku saçar, demlenir/Bu köşenin dağları Şar, suyu Vardar’dır/Bu köşede meydan okur varlığım/Cahile, yobaza, uygarsızlığa/Yarınları burada ezmiştir dünler/Benliğimi zaman zaman ıslatır/Yağmur yağmur, bulut bulut hüzünler/Ve varlığım zaman zaman ellenir./Köşesi yoktur dünyanın ama/Balkan’ımın köşesi vardır/Bu köşeden bakarım ben dünyama/Kör karanlık, kördüğümlü bir köşe/Bu köşede çiçek açar varlığım/Hanımşah Türkçeyle vurulunca Memo’ya/Hora teper alnındaki tülbentinde her oya/Burada Tuna Seyhun’dur akar/Adriya dalgalanan bir başka Hazar./Bu köşede yabangülü, mor menekşe dillenir/Bin bir yıllık dilim, törem birilerince ellenir/Çünkü karga denizde, balık göktedir…/Buna rağmen destanlarım çocuklarca söylenir./Köşesi yoktur dünyanın ama/Balkan’ımın köşesi vardır/Bu köşenin dağları Şar, suyu Vardar’dır/Bu köşeden bakarım ben dünyama/Köşelerden bir köşe – Balkan köşesi/Hüzünler arasından sızar neşesi. (21.09.1999)

Balkanlarda Türk dili ve kültürünün yaygınlaşmasına olan katkılarınız dikkate alındığında, bu gün yani 2022 yılında bulunulan nokta hakkında düşüncelerinizi/değerlendirmenizi öğrenebilir miyiz?

Türk dili ve kültürü açısından 2022 yılında bulunulan nokta Balkanlarda pek iç açıcı değildir. Böyle bir durum Kosova’nın da gerçeklerinden biridir. Kosova’nın bugünkü toplumsal ve siyasal konumu göz önünde bulundurulduğunda, burada yaşatılan kültürlerin daha geniş bir coğrafyaya yayılması, yeni eserlerin daha geniş bir coğrafyada tanıtılması için şartlar bugün oldukça sınırlıdır diyebilirim. Eskiden, Tito Yugoslavyası’nda yapılmış kültür gösterilerinde, örneğin Slovenya’da Kosova Kültür Günleri’nde, Hırvatistan’da, Bosna ve Hersek’te, Karadağ’da, Sırbistan’da, Makedonya’da Kosova Kültür Günleri’nde Kosova kültürü çerçevesinde sıkça Kosova’daki Türk kültüründen de söz edilir, kültür değerlerimiz dile getirilir, eserlerimiz çeşitli dillere tercüme edilirdi. Buna benzer gösterilerin yeniden ve yeni şartlarda düzenlenmesi için girişimler yapılmalıdır. Geçmiş dönemlerde kısıtlı şartlarda yapılan bu kültür gösterilerini bugün sıkça değerlendirmek durumunda isek, ileride yeni şartlarda düzenlenecek benzer etkinlikler sayesinde daha iyiye, daha güzele erişeceğimizi umut etme hakkımız vardır. Bunu gerçekleştirmek için bugün nesnel koşullar hala oluşmamıştır. Çeşitli bireysel çıkarların, baskı gruplarının kültür kuruluşları üzerinde etkileri bu koşulları daha da zorlaştırmaktadır.

Kosovalı bir Türk aydını olarak Balkanlarda ve Türkiye’de şiir, deneme, haber, yorum ve bilimsel makaleleriniz yayımlandı. Hangi konular sizin ilgi alanınıza girmekte? Hangi mecralarda yazılarınız yayımlandı? Eserleriniz hakkında bilgi verebilir misiniz?

Bilimsel çalışmalarımın konusunu çoğunlukla kimliğimiz, edebiyatımız, dilimiz ve toplumsal kimliğimiz ile ilgili gelişmeler oluşturmaktadır. Özellikle atasözleri – Kosova’da kullanılan Türk, Arnavut, Boşnak ve Sırp atasözleri arasında benzerlikler ve farklılıklar benim çalışmalarımın ilgi alanına girer. Bu çalışmalarımı ben ulusal ve uluslararası bilim toplantılarında bildiri olarak sundum, ülkede ve ülke dışında çeşitli dergilerde makale olarak yayınladım. Türk kültürüne katkısı geçen Kosovalı bir Türk aydını olarak Yugoslavya çapında düzenlenen bilim ve kültür içerikli toplantılarda (Novi Sad, Subotica, Ljubljana, Zagreb, Titograd, Podgorica, Belgrad, Sarayova, Mostar, Tutin, Gusinje, Biyelo Polje, Plav, Yeni Pazar, İpek, Yakova, Züm, Dragaş, Prizren, Priştine, Sredska, Gornje Selo, Belgrat, Bor, Durs, Tiran, Cirokastra, Saranda, Fier, İşkodra, Reçane) vb. sunumlar yapmaktan, şiir okumaktan, bilim ve kültür dergilerinde makale ve şiir yayınlamaktan zevk duydum, bu faaliyetler bana hep cesaret vermiştir.

Türkiye’de düzenlenen veya ana ülkemin kurumları tarafından organize edilen şu şiir şölenleri ve bilim toplantılarında bir Kosova Türk aydını, şairi veya bilim adamı ve Türk Dünyası Kültür Bütünlüğüne katkı sunan bir birey olarak gerçekleştirdiğim faaliyetlerin (yaptığım sunumların, sunduğum veya gönderdiğim bildirilerin, okuduğum şiirlerin her biri) beni ayrı ayrı cesaretlendirdi: IV. Milletlerarası Türkoloji Kongresi İstanbul, 1982, V-Milletlerarası Türkoloji Kongresi İstanbul, 1985, VI. Milletlerarası Türkoloji Kongresi, İstanbul, 1988, Türkçenin Birinci Uluslararası Şiir Şöleni Bursa-Konya, 1992, Türkçenin Dördüncü Uluslararası Şiir Şöleni, Ankara-Girne, 1996, Türkçenin Yedinci Uluslararası Şiir Şöleni Üsküp, 2007, Türkçenin Dokuzuncu Uluslararası Şiir Şöleni Prizren, 2011, Halk Edebiyatı Semineri, Eskişehir, 1987, Türk Halk Edebiyatı Semineri, Eskişehir, 1989, Birinci Yunus Emre Kongresi, Eskişehir, 1990, UNESCO Haftası Etkinlikleri, Eskişehir, 1991, Yunus Emre Sevgi Yılı Toplantıları 1991 Eskişehir, I. Milletlerarası Mevlana Kongresi, Konya, 1987, II. Milletlerarası Mevlana Kongresi, Konya, 1990, I. Karacaoğlan Sempozyumu, Adana, 1990, II. Karacaoğlan Sempozyumu, Adana 1991, Türk Kültürü Sempozyumu, Karşıyaka, 1998, Milletlerarası Gençlik Kongresi, Konya, 1991, Türk Dünyası Yazarları Zirve Toplantısı, Konya, 1996, Uluslararası Anamur Türizm ve Çevre Kurultayı, Anamur, 1993, Birinci Türk Dünyası Kültür Kurultayı, Kırıkkale, 1995, İkinci Türk Dünyası Sempozyumu, İznik, 1995, Birinci Köroğlu Sempozyumu, Bolu, 1997, Avrupa’ya İlk Adım Toplantısı, Çanakkale, 1999, Yahya Kemali Anma Toplantısı, 1999, İstanbul, Yahya Kemali Anma Toplantısı İstanbul 2011, KIBATEK Toplantısı, 2000, Struga, Sapanca Şiir Şöleni, 2001 Sapanca, /KIBATEK Toplantısı 2001/, Bakü Dede Korkut Sempozyumu, 2004, Kırklareli Şiir Şöleni, 2008, Kocaeli Sempozyumu, İzmit, 2007,/ Türkiye Yazarlar Birliği ŞEHİR Yazarları Kongresi, Ankara, 2010, Nat Yarışması Töreni, 1996, Ankara, Balkan Türk Şairleri Prizren Buluşması, Prizren, 2014 vb. Kosova ve Makedonya’da düzenlenen şiir görüşmelerinde, folklor ve bilim toplantılarında veya kültür içerikli diğer toplantılarda gerçekleştirdiğim faaliyetleri de burada anmak istiyorum: Türk Yazarlar Derneği: YÜCELCİLER’i Anma Toplantısı-Prizren, Naim Şaban’ı Anma Toplantısı – Priştine, Arif Bozacı ile Baş Başa-Prizren, Arif Bozacıya “Türkçem” Dergisi 2021 Ödül Töreni-Prizren, Taşköprü Sohbetleri-Prizren, MATÜSİTEB ve Kosova Türk Yazarlar Derneği: Şiir saati – Üsküp, Resne, Türk,ye Gazeteciler Cemiyeti Atatürk’e sunulmuş bilimsel toplantı- anastır, Şiir Saati – Dobırçan, “Con Buzuku” Lisesinde Şiir Saati Prizren, “Gerçek” Derneğinde Su Yusuf’un kitabının tanıtımı – Priştine, Aziz Serbest’in yaratıcılığı toplantısı, “Doğru Yol” derneği binası-Prizren, Atatürk’e sunulmuş anma toplantıları-Prizren, Çanakkale Savaşlarına sunulmuş toplantılar – Brod, Dragaş ve Prizren vb.

Şimdiye kadar şu kitaplarım yayınlandı:

Yanan Sevgiler (roman, “Tan” gazetesinde tefrika edildi, 1970, Priştine)
Kaynak (şiir, “Sevinç” Yayınları, 1972, Üsküp)
Sevil (hikâye, “Tan” Yayınları, 1974, Priştine)
Yaşamak (şiir, “Tan” Yayınları,1975, Priştine)
Gerçek (şiir, “Birlik” Yayınları, “Sesler” Dizisi,1983, Üsküp)
Veliko oko (Sırpçaya çevrilmiş şiirler, “Jedinstvo” Yayınları,1986, Priştine)
Taşa Türküler (şiir, “Birlik” Yayınları, “Sesler” Dizisi 1987, Üsküp)
Güneş Isıt Beni (şiir, “Bay” Yayınları, 1997, Prizren)
Sülo (şiir, “Tan” Yayınları, 1998, Priştine)
Kaynak (şiir, Ders Kitapları ve Araçları Kurumu Yayınları, 1998, Belgrad)
(Kosova’daki Türk okulları için lektür-yardımcı ders kitabı)
Taşa Türküler (şiir, Ders Kitapları ve Araçları Kurumu Yayınları, 1998, Belgrad)
(Kosova’daki Türk okulları için lektür-yardımcı ders kitabı)
Sülo (şiir, Azerbaycan Türkçesine aktaran: Prof.Dr. Elçin İskenderzade, “Vektor” Nǝşrlǝr Evi, 2007, Bakü,
Azerbaycan)

Tercüme ettiğim eserler:

Bayram İbrahim: Ptica koja leti ka breskvi (şiir, 1977, Priştine, Türkçeden Sırpçaya tercüme)
Turan Oflazoğlu: IV. Murat (Bu eser TRT yapımı Priştine TV’sinde dizi olarak yayınlandı, Türkçeden
Sırpçaya tercüme)
Slapşak Svetlana: Çocuk Hakları, (2001, Priştine, Sırpçadan Türkçeye tercüme)
Çocuk Hakları, (Kosova Eğitim Merkezi KEC Yayınları, Priştine, Ekim 2004, Arnavutçadan Türkçeye
tercüme)

Hazırladığım antolojiler:

Tople ruke (Kosova çağdaş Türk şiirinden seçmeler, Bayram İbrahim ile birlikte, 1974, Priştine)
Türk Yazarlar Derneği, belgeler, bilgiler, eserler (1996 Prizren)

Kosova’da Türk İlkokulları için hazırladığım ders kitapları – (Tarihçi Mr. Bedrettin Koro ile birlikte):

Tarih, V. sınıflar için (1987, Kosova SÖB Okul Kitapları ve Ders Araçları Kurumu, Priştine)
Tarih, VI. sınıflar için, (1987, Kosova SÖB Okul Kitapları ve Ders Araçları Kurumu, Priştine)
Tarih, VII. sınıflar için, (1987, Kosova SÖB Okul Kitapları ve Ders Araçları Kurumu, Priştine)

Hazırladığım monografiler – Başkanlığını yaptığım Monografi Kurulu üyeleriyle birlikte şu monografileri hazırladım:

30 Yıl “Doğru Yol” KGSD 1951 – 1981, (1981, Prizren),
“Doğru Yol” KGSD Yazın Kolu 1968 – 1988 (1988, Prizren)

Türk Edebiyat anlamında fikirlerinizi öğrenebilir miyiz? Balkan Edebiyatının ve Balkan Türk Edebiyatının genel özellikleri, işlenen temalarla ortak ve ayrışan yönleri nelerdir?

Türk Edebiyatı kayda değer bir geçmişe sahip, bugünü de zengin bir edebiyattır. Bu edebiyatın baş tacı şiirdir. Yazarlarımız ve şairlerimiz birçok edebi türde eserler vermiştir. Türk Edebiyatı nitelik ve niceliğiyle dünya edebiyatının bir parçasıdır, kendine özgü güzellikleriyle de dünya edebiyatına katkıda bulunmaktadır.

Balkan Edebiyatı Balkan ülkelerinde, Balkanlıların kullandıkları dillerde yaratılan bir edebiyattır. Her ulusun kendi edebiyatı olduğuna göre bu edebiyatlar her şeyden önce ulusal özelliklere yer veren, bunun çerçevesinde de evrenselliğe uzanan; kalbi ulusalda ise de yüzünü evrenselliğe çeviren edebi eserlerden oluşmaktadır.

Balkan Türk Edebiyatına gelince, bu edebiyat bir yandan zengin Türk Edebiyatının özelliklerini taşır, diğer yandan da Balkan ülkelerinde birbiriyle kaynaşan kültür ve edebiyatların kimi etik ve estetik değerlerini bir zenginlik olarak benimser. Kökleri Türk Edebiyatının derinliklerinde beslenen, gövdesi yaşadığı Balkan ülkesindeki edebi gelişmelerden etkilenen, dalları da evrenselliğe uzanan bir edebiyattır Balkan Türk Edebiyatı. Ayrı ayrı Balkan ülkelerinde (örneğin Bulgaristan’da, Romanya’da, Moldova’da, Yunanistan’da, Makedonya’da ve Kosova’da) varlığını sürdüren bu edebiyatın ana konusu bu yerlerde kültürel ve ulusal kimliğin yaşatılması ve bununla ilgili ayrıntılardır. Sevginin dile getirildiği edebi eserlerde bile gizli bir hüzün, en neşeli, en tatlı anları anlatışlarda bile mısralar arasında bir burukluk vardır. Tarihi akışın bir cilvesi olarak hemen de her Balkan ülkesinde Türkçe eserler yaratılmaktadır; bu ülkelerde sezilen yadsınmalar, öç almalar, küçümsenmeler karşısında direnen Balkan Türk Edebiyatı bu yerlerde yüzyıllarca gelişmiş, büsbütün susmamış, susturulamamıştır. Dik durmuş, karşıdakine gah hoşgörü ile gah sitemle hitap etmiş, böylece, buralara sevgiyle gelindiğini her zaman kanıtlayabilmiştir.

Balkan ülkelerinin diğer dillerinde yaratılan edebi eserlerin bazılarında ise buralara hoşgörü ile gelenlerin işgalci oldukları vurgulanmakta, geçmiştekilerin öcünü şimdikilerden alma yeltenmeleri ulusal kahramanlık olarak lanse edilmektedir.

Yazmak konusunda ilham kaynağınız var mı? Gelecekte yapmayı planladığınız projeleriniz var mı?

75 yaşındayım, hala yazıyorum, yazdıklarımı bir kenara atıp bekletiyorum, sonra yine ele alıp gözden geçiriyorum, yazılarıma bir şeyler ekliyor veya onlardan bir şeyler çıkarıyorum, onların isabetli, etkili olması, ilgiyle okunması için elden geleni yapıyorum. Acılarımız, sevinçlerimiz, umutlarımız, direnmelerimiz, her şeye rağmen buralarda dilimiz yaşıyor. Biz varız, kültürümüzün capcanlı bilincinde olmamız benim için birer ilham kaynağıdır.

İşte böyle ben, Kosova’da bir avuç topluluğun arasından çıkan bir gazeteci ve “Tan”ın kurucu kadrosunda yer alan bir genç olarak, “Tan” gazetesinde önce çevirmen, gazeteci ve redaktör olarak, daha geçlerde ise “Yeni Dönem” gazetesinde ve çeşitli dergilerde hem köşe yazarı, hem arada sırada gazete yazıları yazan hem de bir kültür işçisi olarak; bazı dönemlerde de toplumsal siyasal görevleri üstlenmiş bir kişi olarak çeşitli sorumluluklar üstlendim. Bu sorumlulukları yerine getirirken türlü türlü engellerle karşı karşıya geldim. Gazete yazılarımda (sadece gazete yazılarımda değil), edebi yaratıcılığımda, yıllar boyunca gerçekleştirdiğim diğer faaliyetlerde bizi ilgilendiren sorunlara değindim; her zaman kendi anlayışım ve değerlendirmeme göre, belirli dönemlerin gerektirdiği bir duyarlılıkla, ödün vermeden, yağcılık  yapmadan, hep engin bir hoşgörü, sabır ve cesaret ile sorunlara yaklaşmaya çalıştım. Böyle durumlarda çözüm yollarını araştırıp herkes için yararlı olacağına inandığım önerilerde bulundum veya aktüel konularla ilgili karar almada nesnel bir davranış sergilemeye çaba harcadım… Böyle bir davranış edebi çalışmalarımda benim ilham kaynağım oldu. Dilimizin canlılığının korunmasıyla varlığımız yarınlara taşınabilir düsturu benim yol göstericim oldu. Bu bilinçle çalışmalar yaptım, toplumsal faaliyetlerimize böyle bir kararlılıkla katkı sunmaya çalıştım.

Priştine’de 1969 yılında çıkmaya başlayan “Tan” gazetesi benim kişiliğimin biçimlenmesinde önemli bir merkez idi. Bu kişilik “Tan”dan önce Öğretmen Okulu’nda, “Doğru Yol” derneğinde bilenmeye başlamış; süreç “Tan”daki yıllarımda devam etmiş, “Tan”dan sonraki yıllarda da yeni değerlerle zenginleşmiştir.

Sıkça geçmişe bakarım. Geçen yıllara her baktığımda, yazılarıma ve faaliyetlerime her göz atışım esnasında “Bak, buna da değinmişim.” diyerek yeniden sevinirim, bazı bazı tedirgin olurum çünkü yaptıklarım kadar yapamadıklarım da vardır; zaman elden gitmiştir çünkü…

Gelecekte yapmayı planladığım projelerime gelince, benim en büyük projem yazmaktır, yazmaktan haz alıyorum, yazdıklarımı kalabalıkların veya bir avuç insanın karşısında okumaktan haz alıyorum, bu bağlamda bana gösterilen saygıyı saygıyla karşılamaya çalışıyorum. Bir şiirim hakkında yazılan cümle, söylenen söz, şiirimden yapılan alıntı beni sevindirir, bana yeterdir, benim için ilham kaynağıdır aynı zamanda. Elbette ki yazılarımın (çocuklar için yazdığım hikâyelerin, yetişkinler için yazdığım yeni şiirlerin, bilimsel toplantılarda okuduğum makalelerin, yaptığım sunumların) kitap halinde basılmasını isterdim, amma sıkıcı koridorlardan geçip birilerine yağlanarak kitap basmayı dilemektense kitap basmamayı yeğliyorum; bence, konuyla ilgilenmek ama her şeyi zamana bırakmak en doğru.

Türkiye Yazarlar Birliği’nin “Türkçenin Uluslararası Şiir Şöleni’nde “Süleyman Çelebi Büyük Ödülü” nü aldınız. Bir Balkan Esintisi Ailesi olarak sizi tebrik ederken şu konudaki fikrinizi öğrenmek istiyoruz: Edebiyat sempozyumu ve kongrelerinin katılımcısı olarak; Türkiye Yazarlar Birliği, Avrasya Yazarlar Birliği ve Türkiye İlim Edebiyat Eserleri Sahipleri Meslek Birliği gibi kurumların Balkanlardaki etkileşimleri/organizasyonları/faaliyetleri hakkındaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

Türkiye Yazarlar Birliği otuz yıldan bu yana Türk dünyasına, bu çerçevede de Balkanlara yakın bir ilgi göstermektedir. Bu kuruluşun Şeref Başkanı Mehmet Doğan’ın ve Birliğin öteki yöneticilerinin ilgilenmeleriyle şimdiye kadar Balkanlarda çeşitli faaliyetler gerçekleşmiştir. Biz Balkanlı Türk yazarları olarak Türkiye Yazarlar Birliği’ne, bize gösterilen bu ilgi, destek ve teşvik için teşekkür etmeyi bir borç biliyoruz, içtenlikle teşekkür ediyoruz. Avrasya Yazarlar Birliği ve Türkiye İlim Edebiyat Eserleri Sahipleri Meslek Birliği’nin de Balkanlarda takdire şayan çalışmaları gerçekleşmiştir. Dileğimiz, böyle faaliyetlerin ileride yeni bir hızla ve farklı içeriklerle Balkanlarda devam etmesi, özellikle okullara ve fakülte ortamlarına yayılmasıdır.

Ödüle layık bulunmayı nasıl anlatırsınız? (Motive edici yahut mükemmeli aramaya teşvik edici vb.)

Türkiye Yazarlar Birliği tarafından 2022 yılında Bursa’da bana verilen “SÜLEYMAN ÇELEBİ BÜYÜK ŞİİR ÖDÜLÜ” bana ve yaratıcılığıma gösterilen bir saygıdır, bu ödüle layık görüldüğüm için çok mutluyum. Türkiye Yazarlar Birliği’ne teşekkür ederim. Bu ödül, Rumeli’nin Kosova köşesinde ve genellikle Balkanlarda ŞİİRE KATKISI GEÇMİŞ TÜM SÖZ USTALARIMIZ ADINA VERİLEN bir ödüldür, bu beni daha da mutlu kılmaktadır. Geçmiş yıllarda bana Prizren’in “Doğru Yol” Türk Kültür ve Güzel Sanatlar Derneği tarafından “SÜLEYMAN BRİNA BALKANLARDA TÜRK KÜLTÜRÜNE HİZMET ÖDÜLÜ” ve bundan sonra, Prizren’de yayınlanmakta olan aylık “Türkçem” dergisinin ”ULUSLARARASI TÜRKÇEM DERGİSİ YILIN ÖDÜLÜ” verilmişti. UNESCO 41. Genel Konferans kararıyla 2022 yılı Süleyman Çelebi yılı olarak kutlanmakta, Süleyman Çelebi Vefatının 600. Yıl Dönümünde çeşitli etkinliklerle anılmaktadır. Bu yılda “SÜLEYMAN ÇELEBİ BÜYÜK ŞİİR ÖDÜLÜ”nün bana verilmesi yeni çalışmalar için beni özendirecek, çalışmalarımı daha büyük bir sorumlulukla yapmamı gerektirecektir. Bundan haz alıyorum.

Sizce Kosova‘da Türk Edebiyatçı-eğitmen-STK-kültür sanat emekçisi olmanın keyifli ve zor tarafları nelerdir?

Kosova yüzyıllar boyunca sert yellerin estiği – toplumsal, siyasal ve kültürel kasırgaların etkili olduğu bir ortam olarak bilinmektedir. Sertlikle esen bu yeller, yakıp kavuran bu kasırgalar karşısında Kosova‘da Türk Edebiyatçı-eğitmen-STK-kültür sanat emekçisi olmanın yolları sizi bazen küçücük küçücük yadsınmalar diyarlarına götürür bazen de beraberlikler, karşılıklı saygılar bahçelerine sürükler. Zorluklarla karşılaşmalar ve böyle zorluklar karşısında dik duruşlar adeta iç içedir, hem zor hem de keyiflidir. Ben her zaman ortayı yeğlemiş, bir şiirimde ise bunu şöyle anlatmaya çalışmışımdır: Ne sivri uçlarındasın dağların/Ne de eteğinde bağların/Ortadasın ortada/Memo tada* (1)/Ortada olmak da kolay mı/Kendi zayıflığına karşı gelmek,/Ayırmak çekeri şaptan/Olay mı? Olay mı?/Bakışır dağlar/Yeşilli/Özlemli/Yufka yürekli dağlar/Irmaklara dönüşür gözyaşları/Ortada biri/Kendi gururuyla çarpışır/Savaşır bilinçaltındaki düşmanlarıyla/Ağlar biri./Ağlama Memo tada, ağlama/Ne sivri uçlarındasın dağların/Ne de eteğinde bağların/Ortadasın, ortada./ (28.04.1986) *Tada: Prizren ağzında: Ağabey

Edebiyat anlamında bir proje gelişse ve proje ortaklarınız Balkan ülkeleri olsa hangi ülkenin/ülkelerin proje ortağınız olmasını arzu edersiniz?

Böyle bir projede Bulgaristan proje ortağım olabilir çünkü o ülkede Türk kültürü ikinci bir baharı yaşamayı hak etmiştir, ben bu ikinci bahara elimden gelen şiirsel katkıyı sunmak isterdim. Bizim Bulgaristan’da yaşayan Türklerle, din, dil ve adetler başta olmak üzere, birçok ortak yanımız vardır.

Balkan Edebiyatında en sevdiğiniz ve eserlerini okumaktan mutluluk duydunuz yazar kimdir? Neden?

Prizrenli şair Nusret Dişo Ülkü’nün şiirlerini de öykülerini de okumaktan mutluluk duyarım. Nusret bir tümce ustası, mısra ustasıdır, şiirlerinde derin bir felsefe vardır. Olduğu gibi görünen, göründüğü gibi olan bir şairdir Nusret Dişo Ülkü. Edebiyat alanında gelişmeme Nusret’in katkısı büyüktür, hatıralarımda da onun özel bir yeri vardır. Nusret Dişo Ülkü Kosova Türk edebiyatının, Makedonya Türk edebiyatının, Balkanlarda gelişen Türk edebiyatının, ana ülkemiz Türkiye’de gelişen Türk edebiyatının ve Dünyada Türk Kültür Bütünlüğünün çok önemli yaratıcılarından biridir. Onun Türkçe konulu şiirleri somut, Diyeceklerim’i de soyut şiirleri içermektedir. Nusret Dişo Ülkü bundan bir yıl önceye kadar yeni şiirler yazarak edebiyatımızı zenginleştirdi, şiirleriyle kendini ölümsüzleştirdi.

Nusret Dişo ile yaptığım yolculukları, yolculuklar sırasında edebiyatlı, mizahlı sohbetleri hiç unutamam… Nusret Dişo Ülkü, Altay Suroy, Zeynel Beksaç ve İskender Muzbeg dörtlüsünün Altay’ın arabasıyla Prizren-Üsküp, Doyran-Serez-Gümülcine-İstanbul-Eskişehir yolculuğu; bu yolculuk esnasında Gümülcine’de Batı Trakya Türklerinin şairi Alirıza Saraçoğlu’nun evine misafir olmamız, orada geleneksel misafirperverlikle karşılanmamız; Belgrat, Novi Sad, Sarayova, Mostar, Çalıklı, Ohri, Struga, Üsküp, Gilan, Prizren, Priştine, Yakova, İpek, Vuştri, Mitroviça edebiyat saatleri, yazarlar, sanatçılar karşılaşmaları, içeriği zengin konuşmalar, hararetli ve mizahlı tartışmalar; kitaplar, şiirler, “Diyeceklerim”, yazılar, “Nalına Mıhına”lar, “Çocuklarla Ağaçlar”,”Dereden Tepeden”, “Kara İsmet”, “Tito Koçaklaması”, “Biz Köprüyüz”, “Kapanık Aşk Açık Mektup”, “Prizren Güzeli”, “Kabıma Sığmıyorum”, ”Seve Seve Sevdim Şükre Geldim”… Hepsi ayrı ayrı birer hikayedir Nusret Dişo Ülkü’nün yazıları, şiirleri, kitapları; hepsi ayrı ayrı birer sevgi, birer kalıcı güzellik, birer hayat, birer esinlendirici, o kadar da düşündürücü eserdir; yukarıda adını andığım şehirlerde Nusret Dişo Ülkü ile birlikte geçirdiğimiz günler, yaptığımız sohbetler, Nusret’in bana gönderdiği mektuplar, bana hediye ettiği kitaplara yazdığı notlar ayrı ayrı birer yaşantı, birer hikayedir. Bu büyük söz ustasının yaratıcılığı beni adeta büyülemektedir, düşündürüp düşündürüp rahatlatmaktadır.

Balkan Edebiyatında bize bir okuma listesi çıkarmanızı istesek 10 eserlik listenizde hangi yazarlar ve eserler olurdu?

1.Nusret Dişo Ülkü (Kosova Türk yazarı): “Kabıma Sığmıyorum” 2.Necati Zekeriya (Makedonya Türk yazarı): “Bizim Sokağın Çocukları” 3. İlhami Emin (Makedonya Türk yazarı): “Taş ötesi” 4. Desanka Maksimoviç (Sırp yazarı): “Nemam više vremena” 5. Hacı Ömer Lütfi (Kosova Türk yazarı): “Divan” 6. Esad Mekuli (Kosova Arnavut yazarı) : “Avsha Ada” 7. Vasko Popa (Romen asıllı Sırp yazarı): “Uspravna zemlja” 8. Mehmet Çavuş (Bulgaristan Türk yazarı): “20.Yüzyıl Bulgaristan Türkleri Şiiri” 9. Azem Şkreli (Kosova Arnavut yazarı) “ Karavan i bardhe” 10. Jelena Dimitrijevic (Sırp yazarı): “Pisma o haremima iz Niša“

Kosova Savaşı günleri hakkında neler söylersiniz? O esnada siz ve aileniz neredeydi? Savaş öncesi ve sonrasında sosyal yaşantı hakkında bilgi verebilir misiniz?

Savaş günleri çok zor günlerdi. 1999 Kosova Savaşı esnasında Prizren’deydim. Annem çok yaşlıydı, 87 yaşındaydı, bir yerlere gidemezdik ki… Bu zor günlerde tek avuncum şiirim idi, şiir yazarken savaşı unutuyor gibiydim. Savaş öncesi sosyal yaşantı çalkantılı bir döneme özgü belirsizliklerle, eşitsizliklerle doluydu, insanların, özellikle Kosova Arnavutlarının insan hakları katı bir biçimde çiğneniyordu, ileride savaş suçlularını ve insanlığa karşı suç işleyenleri yargılayacak bir mahkemenin kurulmasını gerektiren ihlallerdi bunlar.

Savaş sonrasında sosyal hayatta bir ilerleme kaydedildi, birçok alanda yenilikler belirdi ama hala çeşitli durumlarda insan hakları ihlalleri ile karşı karşıya gelmekteyiz.

Sizce birlik ve beraberliği sağlamlaştıran en güzel sosyal organizasyon nedir? Konser, konferans, fuar, panayır, piknik, düğün, seyahat vb gibi bu güne kadar unutamadığınız bir sosyal etkinlikte bulundunuz mu?

Bence sosyal organizasyonların her çeşidi insanlar arasında dostluğun, karşılıklı saygının, sevginin ve birlik ve beraberliğin sağlamlaştırılmasına katkı sunar. Şimdiye kadar katıldığım sosyal organizasyon-ların tümü bende unutulmaz izler bırakmıştır. Bu bağlamda özellikle yıllar boyunca şiir okuduğum Mostar, Sarayova, Belgrat, Zagreb, Lublana, Priştine, Üsküp, Struga, Ohri, Yeni Pazar, Novi Sad, Tiran, İşkodra, Podgorica, Tutin, Rozay, Akova, Bor, Edirne, İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Konya, Adana, İznik, Kırıkkale, Kırklareli, Silifke, Anamur, Elazığ, Girne, Magosa vb. şiir şölenlerini anmam gerekir diye düşünüyorum, hepsi bana huzur vermiş, gücüme güç katmıştır.

Kültürel, sanatsal ve düşünsel olarak etkinlik gösteren sivil toplum kuruluşları hakkındaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz? Kosova’daki etnik toplulukların kurup yürüttüğü (çocuklar, özle gereksinimli bireyler, yaşlılar, sokak hayvanları vb. konulardaki) STK‘lar hakkında neler söylersiniz?

Bugün toplumumuzda sivil toplum kuruluşlarının etkinlikleri insanların kültürel, sanatsal ve düşünsel olarak gelişmelerine, sahip oldukları görüşleri zenginleştirmelerine katkı sunmaktadır. Doğal ki tüm bu etkinlikler sadece ve sadece kültürel gelişme için yapıldığında, gizli art niyetler ve küçücük çıkarlardan arındığında, daha isabetli olmaktadır. Kosova’da hayatın her alanını kapsayan STK’lar etkindir, hele hele özel gereksinimli bireyleri etkinlik odağına taşıyan kuruluşların çalışmaları takdire şayandır.

Dinlemekten bıkmadığınız Balkan şarkısı ve en beğendiğiniz müzik insanını öğrenebilir miyiz?

Bir Balkan şarkısı sayılan “Üsküdar’a gider iken bir mendil buldum”… Bu şarkıyı çok beğenirim. Bu şarkının yanı sıra çok beğendiğim parçalar şunlardır: “Seviyorum seni ekmeği tuza banıp banıp yer gibi”… Bu, benim dinlemekten hiç bıkmadığım bir parçadır. “Karlı kayın ormanı” ve Zülfü Livaneli…. veya “Dönülmez akşamın ufkundayım…” ve Gönül Akkor… ve Prizren’in ünlü ses sanatçısı Nevzat Şundo… En beğendiğiniz müzik insanı kimdir gibi soruyu Türk müziği etki alanına indirgeyip çoğulcu bir cevapla cevaplandırmak istiyorum: Zülfü Livaneli, Nalan Altınörs, Hüseyin Kazaz, Gönül Akkor, Nevzat Şundo.

Türkiye‘yi ne sıklıkta ziyaret ediyorsunuz? Türkiye‘de yaşayan akrabalarınız/yakınlarınız var mı?

Yılda bir veya iki kere Türkiye’ye gittiğim olmuştur, oralarda, Kosova’dan göçler sonucu, hem yakın hem de uzak akrabalarım bulunmaktadır.

Diğer Balkan ülkelerini görme fırsatınız oldu mu? Olduysa sizi en çok etkileyen şehri ve mekânı öğrenebilir miyiz? Neden?

Bulgaristan, Yunanistan, Arnavutluk, Makedonya, Sırbistan, Kara Dağ, Bosna- Hersek’i vb. görme fırsatım oldu. Bunların arasında beni belki Mostar, belki de İşkodra, belki Üsküp, belki de Manastır en çok etkileyen şehirlerdir, bilemiyorum. Ziyaret ettiğim her şehirde, her yerde ben güzellikler peşindeyim, oysaki güzelliklerin çeşidi öyle çok ki, her şehrin bende özel bir yeri vardır. Örneğin İstanbul’un Gülhane Parkı, Sultanahmet’i ve Topkapı’sı, Sarayova’nın Başçarşı’sı, Üsküp’ün Taşköprü’sü, Mostar’ın biz kokan kaldırımları; İşkodra’nın kültürel sıcaklığı, Novi Sad’ın hoşgörüyle bezenmiş sessizliği… Tüm bunlar beni adeta büyüleyen değerlerdir, şiirlerime giren, mısralarıma renk katan güzelliklerdir.

Balkan dillerinden konuşabildikleriniz var mı? Prizren Türkçesi‘nin özellikleri nelerdir?

Balkan dillerinden Arnavutça, Sırpça, Hırvatça, Boşnakça, Makedonca iyi konuşabilirim: Slovence ve Bulgarcayı biraz bilirim. Prizren Türkçesi‘nin özellikleri nelerdir? Sorusuna gelince, benim anadilim Prizren Türkçesidir ama bunun özelliklerini anlatmaya gücüm yetmez benim – çoğu durumlarda “g” harfini “c” olarak söyleriz (gidiyorum=cideym, geliyorum=celim, gittim=cittım, geldim=celdım gibi). Devrik cümleler de Prizren Türkçesi’nin özelliklerinin biridir. Bu bakımdan Gagavuzların Türkçesine yakındır Prizren Türkçesi.

Sosyal medyayla ilişkinizin boyutundan bahseder misiniz?

Sosyal medya ister istemez ilgimi çekiyor. Birbirimizi orada görüyor, haberleri oradan alıyoruz, bağlanmışız bir kere sosyal medyaya, elden ne gelir ki… Gerçeği söylemek gerekirse, gazeteyi özlüyorum ben, mektubu özlüyorum…. Mektuplardan yansıyan o görünmez yakınlıklar, o gizli sevgi ve saygı fısıldamaları yok artık.

Balkan yemeklerinde favoriniz hangisidir? Özel günlerde yapılan yemekler ve Kosova’daki yemek kültürü hakkında bilgi alabilir miyiz?

Prizren tavası, yalancı dolma… Annem yapardı, sonraları eşim sıkça yaptıydı Prizren tavasını, özellikle bayram günlerinde. Çocuklarım da güzel yemekler hazırlarlar, bu onlara annelerinden kalma bir özellik olsa gerek.

Balkanlardaki yaşamı anlatan bir film çekilse sizce soundtrack‘i ne olur?

Böyle bir filmde olsa olsa Balkan ezgilerinden oluşan özgün bir müzik olur.

Bir zaman makineniz olsaydı, zamanda geriye mi yoksa geleceğe mi giderdiniz? Gelecek planlarınız nelerdir?

Bir zaman makinem olsa geriye giderek geleceğe bakardım, geriyi irdeler, geleceği planlardım, geriden ders alır, geleceğe karşı daha duyarlı, daha barışçıl bir tavır alırdım; geriye giderek bütün yazdıklarımı yeni bir değer süzgecinden geçirir, geleceğe emanet etme çabasında olurdum…

Haziran 2022’de Priştine Elena Gjika İlköğretim Okulu’ndaki Türkçe dersine konuk oldunuz. Öğrencilerle gerçekleştirdiğiniz sohbetin ardından sosyal medya hesabınızda “öğrencilerin yönelttiği sorular anlamlı ve netti, hayran kaldım, yarınlarımız bu çocuklara emanet” yorumunda bulundunuz. Hem Balkanlar hem dünyamız için gelecekten umutlu musunuz?

Dünya umuda mecburdur, ben umuda mecburum; yanan yansa da, yıkılan yıkılsa da, yangınlardan, küllerden, yıkıntılardan umudun taze bir kardelen gibi filizleneceğine inanmaktayım, bu inançla umuda her zaman el sallamışımdır, şimdi de el sallıyorum, bizleri geleceğe götüren umudu selamlıyorum.

Sizin Balkanlar ile ilgili eklemek istediğiniz bir husus var mı?

Balkanlar, adına yakışır bir durumda olmalı. Bugünkü duruma gelince, al gülüm ver gülüm; al kan ver kan… Acıklı bir durum yani… Umarım bu durum yakında düzelir.

Bir Balkan Esintisi Ailesi olarak İskender Muzbeg ‘e teşekkür ederiz.

Bizden Haberdar Olun!

Benzer Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi yazın.
You need to agree with the terms to proceed

En Çok Görüntülenen Gönderiler

Menü