Toprağın hafızası üzerinde yaşayan insanların vefasıyla nefes almaya devam eder. Dedeağaç’ın maviliklere açılan huzurlu sahil köyü Dikilitaş’ta (Dikela), Paradise Cafe’nin masalarında tam da bu vefanın ve köklere bağlılığın hikâyesine konuk olduk.
Doğup büyüdüğü topraklarda ailesiyle birlikte alın teri döken ve ‘Biz Osmanlı Türküyüz’ diyerek kimliğini, geleneklerini ve geçmişini ilk günkü tazeliğiyle muhafaza eden İlknur Kadir, iki yakanın ortak hafızasını gündelik hayatın tam ortasında yaşatıyor.
Gelin almasından damat tıraşına, arife günü kabristan ziyaretlerinden sofralarımızda birleşen lezzetlere ve iki dilde aynı duyguyla söylenen ortak kelimelere kadar uzanan bu yaşam, sınırların ötesinde atan sıcacık bir komşuluk bağını gözler önüne seriyor.
Çocukluk yıllarında zihnini kurcalayan ‘Acaba Türkiye’de yaşayanlar burada bizlerin olduğunu biliyorlar mı?’ sorusunu bugün içten bir davete dönüştüren, iç dünyasını ve sofrasını bizlere açan sevgili İlknur Kadir’e bu samimi söyleşi için teşekkür ediyoruz. Bu vesileyle Bir Balkan Esintisi Ailesi olarak, o topraklarda köklerini, örfünü ve güzel Türkçemizi yaşatan tüm soydaşlarımıza ve orada hayat süren tüm dostlara kucak dolusu sevgilerimizi, en kalbi selamlarımızı gönderiyoruz.
Sizleri, Ege’nin tuzu ile geçmişin sıcaklığını buluşturan bu duygu yüklü söyleşiyle baş başa bırakıyoruz.
İyi okumalar.
Tarih: 9 Ağustos 2026
Yer: Dikilitaş (Dikela) – Dedeağaç (Aleksandroupoli), Yunanistan
Mekan: Paradise Cafe
Konuk: İlknur Kadir
Merhaba İlknur Hanım, söyleşi teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Kendinizi ‘Osmanlı Türküyüz’ sözleriyle tanımlıyorsunuz. Bize hem kendinizden hem de ailenizin buradaki geçmişinden bahseder misiniz?
Merhaba, ben İlknur Kadir. 40 yaşındayım. Mesimvria (Güvendik) Köyünde yaşıyoruz. Doğma büyüme buralıyım. Evliyim, iki çocuk annesiyim. Annem Dedeağaç köylerinden, babam Gümülcine köylerinden. Kardeşlerim, teyzemler, amcamlar, halamlar burada yaşıyor. Ben ilk orta öğrenimimi burada gördüm. Ailemizin hikâyesi, bu toprakların geçmişine ve burada yüzyıllardır yaşayan Türk toplumuna dayanıyor. Biz kendimizi Osmanlı’dan gelen, köklerini ve kültürünü unutmamış bir aile olarak görüyoruz. Büyüklerimizden dinlediğimiz hikâyelerle, geleneklerimizle ve yaşantımızla bu bağ hep bizimle birlikte geldi. Bizim için ‘Osmanlı Türküyüz’ demek sadece geçmişte kalmış bir kimliği ifade etmek değildir. Dilimizi, kültürümüzü, geleneklerimizi ve nesilden nesile aktarılan değerlerimizi korumak anlamına geliyor. Bu topraklarda doğup büyümüş olsak da köklerimizi hiçbir zaman unutmadık. Ben de ailemden öğrendiğim bu değerleri kendi hayatımda yaşatmaya ve gelecek nesillere aktarmaya çalışıyorum. Çünkü insanın nereden geldiğini bilmesi, bugün kim olduğunu anlaması açısından çok önemli. Ailem ben küçükken tütün ekerdi. Benim çocukluğum köyümüzde, doğanın kalbinde geçti. Güzel bir çocukluğum oldu. Mutluydum.
Geleneklerinizi yaşatıyor musunuz? Düğünler, bayramlar veya özel günlerde sürdürdüğünüz özel adetler var mı?
Köyümüzde Türk ve Osmanlı’dan gelen geleneklerimizi özellikle düğünlerde, bayramlarda ve özel günlerde yaşatıyoruz. Büyüklerimize saygı, misafirperverlik, bayramlaşma ve düğün adetlerimizi hâlâ sürdürüyoruz. Gelin alması yapıyoruz. Düğün yemeği ikramını sürdürüyoruz. Damat tıraşımız, kına gecemiz var. Kandil günlerimizi aksatmıyoruz. Çeyiz alma merasimiz, sünnet düğünlerimiz var. Bizim için bunlar sadece gelenek değil geçmişimizle bağımızı korumanın bir yolu. Bayramlarda büyüklerimizin ellerini öpmeye gidiyoruz, arife günlerinde kabristan ziyaretimiz oluyor.
Doğup büyüdüğünüz ve yaşadığınız bu yeri sizin için özel ve anlamlı kılan nedir?
Burası benim için sadece doğup büyüdüğüm yer değil. Köklerimin ve anılarımın olduğu yer. Ailem, geçmişimiz ve kültürümüzle olan bağımız burayı benim için çok özel kılıyor.
Bu sakin deniz kenarı köyünde kafe açma fikri nasıl doğdu?
Aslında bu fikir doğup büyüdüğümüz bu güzel yerde kendi işimizi yapmak ve hem yöre halkına hem de buraya gelen misafirlere güzel bir ortam sunmak isteğimizden doğdu. Deniz kenarında böyle bir mekân açmak da bizim için hayalimizi Dikela (Dikilitaş) Köyünde gerçeğe dönüştürmek oldu.
Kafenizin menüsünü hazırlarken, malzeme seçerken veya sunum yaparken nelere dikkat edersiniz?
Menümüz her iki kültürün bir karışımı. Ama aslında aynı tatlar. Örneğin döner ve pita gyros temelde aynı yemek. En çok kaliteye, tazeliğe ve lezzete dikkat ediyoruz. Malzemelerimizin güvenilir ve günlük olmasına, yemeklerin de geleneksel lezzetleri koruyarak güzel bir sunumla hazırlanmasına önem veriyoruz. En çok rağbet gören yiyeceklerimiz köfte ve döner oluyor.
Bir kadın girişimci olarak Yunanistan’da kendi işinizi kurarken ne gibi kolaylıklar veya zorluklar yaşadınız?
Bu işe eşimle birlikte karar verdik ve beraber başladık. Birlikte çalışmanın getirdiği güçle bu hayalimizi gerçekleştirdik. Elbette zorlukları oldu; özellikle bürokrasi ve yoğun çalışma temposu bizi zorladı ama birlikte üstesinden geldik.
Müşterilerinizden nasıl dönüşler alıyorsunuz?
Müşterilerimizden genel olarak güzel ve olumlu dönüşler alıyoruz. Özellikle lezzetimizi ve samimi ortamımızı beğenmeleri bizi çok mutlu ediyor. Buraya yoğun olarak, Türkiye’den, Romanya’dan, Bulgaristan’dan, Almanya’dan, Hollanda’dan ve Ukrayna’dan turist geliyor buraya. Yani dünyanın dört köşesinden turist geliyor. Gelenler birbirine öneriyor memleketlerine dönünce. Bizim için de en güzel anlardan biri, ilk kez gelen müşterilerin daha sonra tekrar gelmesi ve bizi çevrelerine tavsiye etmeleri oluyor.
Kafeyi eşiniz ve çocuklarınızla birlikte işletiyorsunuz. Ailece beraber çalışmak işinize ve aile ilişkilerinize nasıl yansıyor?
Eşimle birlikte çalışmak, birbirimizi daha iyi anlamamızı ve desteklememizi sağlıyor. Elbette zaman zaman yoğunluğun getirdiği zorluklar oluyor ama ortak bir hedef için birlikte emek vermek bizi daha da güçlendiriyor.

Çocuklarınızın küçük yaştan itibaren işin içinde olması ve iki farklı kültürle büyümesi onların hayatını nasıl etkiliyor?
Çocuklarımızın iki kültürü bir arada tanıyarak büyümesini büyük bir zenginlik olarak görüyoruz. Hem kendi köklerini ve geleneklerini bilmelerini hem de yaşadıkları toplumun kültürüne saygı duymalarını istiyoruz. Bunun onlara hayatta daha geniş bir bakış açısı kazandırdığına inanıyoruz.
Yazın yoğun temposu ile kışın sakinliği arasında nasıl bir fark var? Ailece bir gününüz nasıl geçiyor?
Yaz sezonunda çok daha yoğun ve hareketli geçiyor günler. Özellikle turistlerin gelmesiyle tempo oldukça artıyor. Kışın ise daha sakin oluyor. Haftada üç gün yani Cuma, Cumartesi ve Pazar günleri açıyoruz. Kalan günlerde kendimize, ailemize ve işimizin hazırlıklarına daha fazla zaman ayırabiliyoruz. Günümüz genellikle iş, aile ve yoğun bir çalışma temposu arasında geçiyor.
Köydeki komşularınızla ve yerel halkla aranız nasıl; nasıl bir dayanışma var?
Komşularımızla ve yerel halkla ilişkilerimiz çok güzel. Birbirimizi tanıyor, destekliyor ve ihtiyaç olduğunda yardımlaşıyoruz. Özellikle küçük bir köyde dayanışmanın ve komşuluğun çok önemli olduğuna inanıyoruz.
Dışarıdan gelen turistlerin kafenize ilgisi nasıl? Onlara köyünüzü anlatırken en çok neleri paylaşıyorsunuz?
Turistlerin ilgisi özellikle yaz aylarında oldukça güzel. Onlara sadece yemeklerimizi değil, köyümüzün doğal güzelliklerini, denizini ve burada yaşadığımız kültürü de anlatıyoruz. Bizi tanıyıp buradan güzel anılarla ayrılmaları bizim için çok değerli.
Bir işletmeci gözüyle baktığınızda, bu şirin sahil köyünün turizmini ve yaşamını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Burası doğal güzellikleri ve sakinliğiyle turizm açısından çok güzel bir potansiyele sahip. Yazın hareketliliği artıyor, kışın ise daha sakin bir yaşam var. Bence köyümüzün en büyük değeri, doğallığını ve samimiyetini koruması.
Türkiye ile bağlarınız nasıl, gidip geliyor musunuz, orada akrabalarınız veya dostlarınız var mı?
Evet, Türkiye ile bağlarımız devam ediyor. Tatil için gidip geliyoruz ve orada akrabalarımız da var. İzmir’de babam tarafından akrabalarımız var. İstanbul’da da bir kısım akrabamız var. Fırsat buldukça onları ziyaret ediyor, Türkiye ile olan bağımızı ve ilişkilerimizi sürdürüyoruz. Gitmekten hoşlandığımız yerlerin başında Tekirdağ ve İstanbul geliyor. Kışın çocukların okulları olduğu için uzun zamanımız olmuyor görmediğimiz yerlere gidebilmek için. Şubat tatilinde iki haftamızı değerlendirmeye gayret ediyoruz. Gitmek istediğim yerler var tabii Türkiye’de. Örneğin Ankara’ya hiç gitmedim, çok merak ediyorum. Bir diğer görmek istediğim yer Karadeniz bölgesi. İnşallah bir gün görme imkânı bulurum.
Türk dizileri burada da izleniyor mu? Çevrenizden bu konuda nasıl tepkiler veya sohbetler duyuyorsunuz?
Evet, Türk dizileri burada da oldukça ilgi görüyor. Çevremizde de Türk dizilerini takip eden ve karakterler hakkında konuşan çok kişi var. Bazen diziler üzerinden Türkiye, Türk kültürü ve yaşam tarzı hakkında sohbetler de ediyoruz.
Türkiye ve Yunanistan halklarının günlük yaşamda, misafirperverlikte veya karakterde en çok benzeşen yönleri sizce neler?
Bence iki halkın da en güzel ortak özelliği misafirperver olması. Aile bağlarına, dostluğa ve komşuluğa çok önem vermeleri. Soframızı ve evimizi paylaşmayı, misafirimizi güzel ağırlamayı iki kültürde de çok önemsiyoruz. Örneğin adak adamak geleneği her iki kültürde var. Nazar değmesi hususuna olan inançtan dolayı nazar boncuğu yaygın. Ya da başına bir musibet geldiğinde başından tuz çevirip bir yere bağışlama inanışı var.
Mutfak kültüründe ne gibi ortak tatlar var? Kafenizde hem Türklerin hem Yunanların sevdiği ortak lezzetler oluyor mu?
İki mutfakta da et, ızgara, yoğurt ve hamur işleri gibi ortak lezzetler var. Kafemizde özellikle döner, şiş ve köfte gibi yemekler hem Türk hem Yunan müşterilerimiz tarafından çok seviliyor. Bu ortak tatların insanları birbirine yakınlaştırdığını düşünüyorum.
İki dilde günlük hayatta ortak kullanılan kelimeler var mı? Sosyal hayatta Türkçe sözcüklerle karşılaşıyor musunuz?
Evet, günlük hayatta iki dilde de benzer söylenen birçok kelime var. Özellikle:
Dolma — ντολμάς
Baklava – μπακλαβάς
Köfte — κεφτές
Döner — ντονέρ
Kebap — κεμπάπ
Börek — μπουρέκι
Yufka — γιουφκάς
Sarma — σαρμάς
Pilav — πιλάφι
Yoğurt — γιαούρτι
Kahve — καφές
Çay — τσάι
Bakır — μπακίρι
Aman — αμάν
Yavaş — γιαβάς
Maşallah — μασάλα
gibi ortak kelimeleri kullanılıyor. Bu ortak kelimeler bile iki kültürün ne kadar iç içe olduğunu gösteriyor.
Yunan müziği dinliyor musunuz? Buranın yerel müziği var mi? Bize sevdiğiniz bir yerel şarkının adını ve varsa hikâyesini anlatır misiniz?
Evet, Yunan müziği dinliyoruz. Burada özellikle zeybek ve taverna tarzı müzikler çok seviliyor. Akşamları tavernalarda bu müzikler eşliğinde güzel vakit geçirmek, bizim de sevdiğimiz bir gelenek. Özellikle zeybek havalarının ayrı bir yeri var. Biz kafemizde her iki dilden de müzik yayını yapıyoruz müşterilerimize. Özellikle bir tercihimiz yok bu konuda, ne denk gelirse dinliyoruz. Müziğin evrensel odluğuna inanıyorum. O nedenle dil önemli değil.
Bu güzel sohbeti noktalarken okurlarımız için eklemek istediğiniz son bir sözünüz var mı?
Okurlara söylemek istediğim en önemli şey, insanın nereden geldiğini ve köklerini unutmaması. Farklı kültürlere de her zaman sevgiyle yaklaşması. Biz burada yıllardır farklı kültürlerle iç içe, komşuluk ve dostluk içinde yaşıyoruz. Bence en güzel şey de bu. Herkesi köyümüze, denizimize ve küçük ama samimi kafemize bekliyoruz. Bir kahvemizi içmeye bile gelmeleri bizim için çok kıymetli. Yeni ve iyi kalpli insanlarla tanışmama vesile olduğu için yaptığım işi severek yapıyorum. Ben küçükken çocuk aklımda Türkiye’de yaşayanların için ‘Acaba burada bizlerin yaşadığını biliyorlar mı?’ diye düşünürdüm. Şimdi bu röportajla buradaki yaşantımızdan söz edip köyümüze davet etmek çocukluğumun sorusuna cevap niteliğinde.










