ManşetlerRöportajlarSanat

0

Prizrenli Genç Tiyatrocu: Sonay Buş

Sonay Buş kimdir? Bize biraz kendinizden söz eder misiniz?

1994 yılında Prizren/Kosova’da doğdum. 1999 Kosova Savaşı’ndan sonra ailemle birlikte Türkiye’ye göç ettik. İlköğretimimin bir kısmını Lüleburgaz Hürriyet İlköğretim Okulunda, bir kısmını da İstanbul Doğa İlköğretim Okulu’nda tamamladım. İlköğretimimi tamamladıktan sonra 2005’de Prizren’e geri döndük. Orta ve lise öğretimimi Prizren’de tamamladıktan sonra 2012’de kazandığım burs sayesinde Türkiye’ye taşındım. Akdeniz Üniversitesi Radyo Televizyon Sinema Bölümünden mezun oldum. Bir süre Antalya’da çalıştıktan sonra Prizren’e geri döndüm ve kariyerime başladım. Şu anda tiyatro sanatçısıyım ama bu işe tam anlamıyla başlamadan önce bir çok farklı işte çalıştım. Yeri geldi barista oldum, yeni geldi grafik tasarımcısı oldum. Şu an hayatımın her alanında tiyatro var. İki değerli arkadaşımla Tansu Kervan ve Onur Cibo ile birlikte 2020’de “Art Theatre” isminde özel bir tiyatro kurduk. Şu anda çalışmalarıma devam ediyorum. En kısa bu şekilde ifade edebildim kendimi. Umarım yeterli olmuştur.

Doğru Yol Türk Kültür Sanat Derneği’nde Başkan Yardımcısı olarak görev alıyorsunuz. Derneğin faaliyetleri hakkında bilgi alabilir miyiz?

Doğru Yol TKSD ’nin 19 kadar kolu var. Bir çok alanda çalışmalar sürdürülüyor. En aktif kolları arasında folklor kolu ve müzik kolu var. Gençler derneğe neşe katıyorlar. Yeni nesil yetişiyor.

Tiyatrocu olmak çocukluk hayalleriniz içinde yer alıyor muydu? Tiyatronun hayatınızdaki yeri nedir, tiyatrocu olmaktan mutlu musunuz?

Ben tiyatronun içine doğdum diyebilirim. Dedem Aziz Buş, Prizren’de tiyatroyu ilk kez kuranlardan biri diyebilirim. Ben doğduğumda bizim evde hali hazırda tiyatro provaları yapılırmış. Annem beni sürekli babam Raif Buş’un yanına Prizren Kültür Evi’ne provalara götürürmüş. Yürümeyi tiyatro sahnesinde öğrendim diyebilirim. Tiyatro benim için vazgeçilmez bir şey. Hayatımın olmazsa olmazı.

Antalya Akdeniz Üniversitesi’nde Radyo Televizyon ve Sinema Eğitiminizi tamamladıktan sonra Kosova’ya döndünüz. Türkiye’de kalıp hayat kurmak aklınızdan geçti mi? Bu gün Türkiye’den iş teklifi alsanız nasıl karşılarsınız?

Antalya’da yaklaşık 1 yıl boyunca ikamet ettim, çalıştım. Bir süre TV ve haber alanında staj yaptım. Sonrasında özel bir firmada müşteri temsilcisi oldum. Türkiye’de kendimi yalnız hissettiğim için Prizren’e geri döndüm. Türkiye’ye tamamen kapalı değilim fakat düzenli bir iş olarak düşünmüyorum. Proje bazında bir iş olursa düşünebilirim.

Not: Fotoğraf “İkinci El Cinayet” adlı tiyatro oyununa aittir.

Kosova ve Balkanlardaki tiyatro hakkında bize neler söylersiniz?

Kosova’da neredeyse her şehirde profesyonel tiyatro var. Fakat hepsi Arnavutça. Kosova’da profesyonel Türk Tiyatrosu yok. İlk özel tiyatroyu biz kurduk. Kendi profesyonelliğimizi kendimiz yarattık diyebilirim. Balkanlar ise çok geniş bir coğrafya. Üsküp’te Türk Tiyatrosu var. Diğer Balkan ülkelerinde de çeşitli amatör tiyatro grupları mevcut. Şu ana kadar onlarla çalışma fırsatımız olmadı. En kısa zamanda iş birliği yapmayı düşünüyoruz.

Kosova’da bir tiyatro oyunu hangi aşamalar sonrasında seyircisiyle buluşuyor? Kosova’nın etnik yapısı içindeki milletler bağlamında bu konuda tespitlerinizi ve düşüncelerinizi alabilir miyiz?

Profesyonel şehir tiyatroları yıllık bütçelerine göre çocuk oyunu dahil 4-5 oyun çıkarıyorlar. Yıllık planları bütçelerine bağlı. Amatör tiyatrolar proje bazlı tiyatro oyunu hazırlıyorlar. Biz de yıllık planımızı oluşturup, ona göre bütçe bulmaya çalışıyoruz. Şu ana kadar Avrupa Birliğinden ve Kosova Cumhuriyetinin kültür bütçesinden yararlandık. 2020-2021 arasında 3 tiyatro oyunu, kısa film, tiyatro atölyesi ve tiyatro kampı gerçekleştirdik. Kendi projelerimiz dışında başka tiyatrolarla da çalışıyoruz.

Kosova’da bir tiyatro oyununa başlamadan önce hükümet desteği almanız gerekiyor. K.C. Kültür Gençlik ve Spor Bakanlığı, belediyelerin kültür gençlik ve spor müdürlükleri her yıl 1-2 defa sübvansiyon desteği veriyorlar. Proje yazarak gerekli mercilere başvurup, proje onayı aldıktan sonra tiyatro oyunu hazırlamanız gerekiyor. Diğer türlü herhangi bir maddi destek bulmanız çok zor.

Sahnelemek için oyun senaryolarını nasıl belirliyorsunuz? Yerel yazarlar, dünya edebiyatı ya da kadronuzda bulunan senaristlerin yazdıkları mı sahneledikleriniz? Siz senaryo yazıyor musunuz?

Ben şahsen senaryo yazmıyorum ama senaryoların uyarlamalarını yapıyorum. Skeç yazıyorum. Oyun seçimlerini genelde vermek istediğimiz mesaja göre seçiyoruz. Bizim için oyun metninin bir mesaj vermesi önemli. Yazarları yerli ya da yabancı olarak ayırmıyoruz. Bize hitap etmesi yeterli oluyor.

Hangi türden oyunlarda oynamayı seviyorsunuz? Dünya tiyatrosundan veya müzikallerden en çok sevdikleriniz nelerdir? Ve bunların içinde en çok hangisinde kiminler rol almak istersiniz?

Ben dram oyunlarında oynamayı daha çok seviyorum. Bazen komedi rollerini oynayamıyorum gibime geliyor. Şimdiye kadar oynadığım komedi rolleri beğenildi. Sanırım dram oyunlarının karakterleri daha derin geldiği için daha çok seviyorum. Karakterlerin psikolojisine inmeyi, onlar gibi yaşamayı seviyorum. Anton Çehov’un oyunlarını çok severim. Martı’nın Nina’sı olmayı çok isterdim. Müzikallere gelecek olursak Broadway başı çeker. Company müzikaline ve Bobby karakterinin “Being Alive” şarkısını seslendirdiği bölüme bayılıyorum.

Sahne dekoru, kostüm vb. gibi gerekleri nasıl temin ediyorsunuz?

Hepsini kendimiz yapıyoruz. Satın alınabilecekleri satın alıyoruz.

Not: Fotoğraf “Salaklar Sofrası” adlı tiyatro oyununa aittir.

Kosova’da ve/ya diğer Balkan ülkelerinde turne yapıyor musunuz? Bize yeni projelerinizden söz eder misiniz?

Maalesef turne yapamadık. Eskiden senede bir kez yapılıyormuş ama çok uzun yıllardır yapılmıyor. Yeniden bunu bir gelenek haline getirmeyi düşünüyoruz. 2022’de yeni oyunlarla turne yapma planlarımız var.

Oynadığınız oyunlar sırasında, sahnede başınıza gelen komik veya ilginç anılar varsa birini bizimle paylaşır mısınız?

En son oyunumuz “Nasreddin Hoca” çocuk oyununda, yönetmenin 5 dakika sonra başlıyoruz lafını unutup, kuliste sahneyi paylaştığımız çocuklarla sohbet etmeye devam ettik. Oyun başlama müziğini duyunca hemen koşup sahnedeki yerimizi aldık. Hem bizim için hem de rol arkadaşlarımız çocuklar için eğlenceli bir anı oldu. Oyundan sonra çocuklara bunun bir hata olduğunu anlattık. Bunun dışında nerdeyse her oyunda başımıza komik bir şeyler gelir. Bir oyunda şiddetli sırt ağrısı çektiğim için ağrı kesici iğne almıştım. Perde arasında iğnenin etkisi tükenince oyunun devamını ağrımı unutmaya odaklanarak oynamıştım. Kimse bir şey fark etmedi.

Tiyatroda canlandırdığınız ve gerçek hayatınızda “ben buyum” dediğiniz bir karakter oldu mu?

Tam anlamıyla olmadı ama Dilan Demirel’in yazdığı “İkinci El Cinayet” oyunundaki kadın karakteri paralel evrendeki ben olabilir. Kendimi ona çok yakın hissettim. Çok derin bir karakterdi.

Tiyatroya olan ilginin artması için neler yapılması gerekiyor, bu konudaki sıkıntılar sizce nelerdir?

Bunun bir sanat olduğunun anlaşılması gerekiyor bence. Tiyatro bilinci kazandırılmalı. Bu durumda en büyük görev ailelere ve öğretmenlere düşüyor. Çocuklar bilinçli birer tiyatro seyircisi olarak yetiştirilmeli ve ebette ki bol bol kitap sevgisi aşılanmalı.

Not: Fotoğraf, Ağustos 2021 ‘de uluslararası bir organizasyon için Sonay Buş’un İstanbul’da bulunduğu döneme aittir.

“Göç” olgusunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir bölümü Balkan ülkelerinde bir bölümü Türkiye’de yaşamakta olan aileler bağlamında konu hakkındaki değerlendirmelerinizi öğrenebilir miyiz?

Göç çok derin bir konu. Üstüne çok fazla şey yazılır, çizilir. Gidenler hep geldikleri yerden bir şeyler taşıyorlar. Bir parçaları hep doğdukları topraklarda kalıyor. Bu bağı koparmamak için dillerini ve kültürlerini yeni nesillere taşımaya gayret ediyorlar. O bağ hiç kopmuyor belki ama çoğu zaman sadece lafta kalıyor. Balkanlar ve Türkiye farklı kültürlere sahip. Eninde sonunda Türkiye’de yaşayanlar “Türk gibi” yaşamaya başlıyor. Aynı kandan olup, farklı insanlar oluveriyorsunuz. Sanırım en kısa bu şekilde ifade edebilirim. En azından benim bakış açım böyle.

Diğer Balkan ülkeleri ile bağlantınız/iletişiminiz var mı? Gitme imkânınız oldu mu? Eğer olduysa sizi en çok etkileyen şehri ve mekanı öğrenebilir miyiz?

Sanırım kendimi en yakın hissettiğim yer Üsküp Türk Çarşısı. Kültür kokan bir havası var. Sokaklarında dolaşmaya bayılıyorum.

Uluslararası olabilecek çalışmalarınız mevcut mu? Kosova ve Balkan ülkelerinden biriyle işbirliğinde bir proje içinde olmanız söz konusu olsa nasıl bir proje olmasını ve hangi Balkan ülkesinin proje ortağınız olmasını arzu edersiniz?

Şu anda yok ama olsaydı Üsküp ve Türkiye ile olsun isterdim. Farklı oyuncu ve yönetmenlerle çalışmayı, yeni tecrübeler edinmeyi çok isterdim.

Türkçe dışında konuşup yazabildiğiniz bir dil var mı? Kosova Türkçesi hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Okuyucularımızın fikir sahibi olabilmesi için Kosova Türkçesinden bazı örnekler verebilir misiniz?

Her Kosovalı gibi Arnavutça biliyorum. Orta seviyede İngilizcem var. Ana dilim Prizren Türkçesi. Kosova’nın farklı yerlerinde farklı Türkçeler mevcut. Prizren Türkçesinin en çok göze çarpan tarafı İstanbul Türkçesine göre daha sert olması ve “g” ve “k” harflerinin “ç” ve “c” ’ye dönüşmesi. Örneğin: “geliyorum=celim”, “Kerim=Çerim” gibi.

Kosova’da Türkçe basın yayın ve kültürel mecralar var mı, bilgi alabilir miyiz? (tv, radio, dergi, gazete vb.)

Prizren Radyosu var. Türkçem Dergisi, İmza Dergisi var. Eskiden Yeni Dönem Gazetesi, radyosu ve televizyonu mevcuttu fakat uzun süredir çalışmıyor. Besa Tv ve RTK’da Türkçe yayın yapan programlar var.

Küresel salgın dönemini nasıl geçirdiniz? Mesleğiniz açısından ve yaşadığınız şehirdeki sosyal hayat anlamında bir değerlendirme yapabilir misiniz?

Ben ilk günden beri eve kapandım. İki aylık bir sürede market alışverişi dışında hiç dışarı çıkmadım. Her sektör gibi bizim de çalışmalarımız durdu. Salgın başladıktan yaklaşık 8 ay sonra ilk oyunumuzu oynama fırsatını bulduk. Salgının ilk döneminde Kosova’da hayat durdu diyebiliriz. Yasaklar yavaş yavaş kalksa da hiçbir zaman tamamen kalkmadı. Şu an halen 00:00 – 05:00 saatleri arasında sokağa çıkma yasağı var. Tiyatrolarımızı kısıtlı seyirci alımı yaparak sahneliyoruz. Salgın en çok sanatı durdurdu demek istemiyorum çünkü her şey salgından etkilendi. Salgından sonra yaşanan ekonomik sıkıntılar seyirci sayımızda azalmaya yol açtı. Seyirci sayımızı arttırmak için elimizden geleni yapıyoruz.

Türkiye’den ülkenize geri döndüğünüz günleri hatırlayarak sizden; genel anlamda bir karşılattırma yapmanızı rica etsek hangi konularda bir şeyler söylersiniz?

Türkiye çok daha büyük olduğu için oralar daha kaotik, daha gürültülü. Prizren çok daha sakin. Şimdi kalkıp Türkiye’de yaşayamam gibime geliyor. Sakinliğe alıştım. Daha az insan var fakat kendimi daha az yalnız hissediyorum. Aynı amaç için çalıştığım insanlarla birlikteyim. Kendimi buraya ait hissediyorum, sanırım önemli olan da bu.

Balkan müzikleri hakkındaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz? Beğendiğiniz, dinlemekten ve eşlik etmekten keyif aldığınız bir Balkan şarkısı var mı?

Balkan müzikleri her zaman içimi kıpır kıpır eder. Çok fazla var aslında ama Dino Merlin’in “Sve Je Laz” ına ayrı bir sempatim var.

Balkan yemeklerinde favoriniz hangisi? Bildiğiniz bir yemeğin tarifini bizlerle paylaşır mısınız?

Favorim açık ara dolma.

İnce ince doğranmış soğanlar iyice kavrulur. Sonrasında kıyma eklenir. Kıyma en az yarım saat kavrulur. Kavrulurken içine, karabiber, tuz, vegeta, toz kırmızı biber eklenir. Et kavrulduktan sonra pirinç eklenir ve kavurmaya devam edilir. Bir tutam maydanoz eklenir ve soğumaya bırakılır. Dolma biberlerinin içi iyice temizlenir. Hazırlanan iç, biberlere doldurulur, üstleri domatesle kapatılır. Doldurulan biberler üst kısmı yukarıya gelecek şekilde derince bir tepsiye yerleştirilir. Tepsinin boş kalan alanlarına kalan domatesler eklenir. Tepsinin yarısından fazlasına sıcak su konur. Tepsi sıcak fırına verilir ve en az bir saat pişmeye bırakılır. Pişen dolmalar yanında yoğurt ile servis edilir.

300 gr. Kıyma

1 su bardağı pirinç

5-6 dolmalık biber

1-2 domates

maydanoz

tuz ve baharatlar

En sevdiğiniz Balkan geleneği hangisidir? Ait olduğunuz kültürün yaşatıldığını ve gelecek nesillere aktarılmakta olup olmadığı noktasında düşünceleriniz nelerdir?

Sofra kurulduğunda herkesin sofraya birlikte oturmasını seviyorum. Aileyi bir araya getiren güzel bir gelenek. Yoğun iş hayatı bu geleneğin yaşatılması konusunda en büyük engel. Maalesef artık yavaş yavaş herkes boş bulduğu zamanda yemek yemeye başladı.

Prizren’de bir Ramazan nasıl geçer, bilgi verebilir misiniz?

Gün içinde bir çok restoran ve cafe kapalı olur. İftara 2 saat kala herkes yumurtalı pitayka (bir çeşit pide) yapmak için fırınlara akın eder. Büyük sofralar kurulur. Oruç su ve yumurtalı pitayka ile açılır. Sonrasında çorba ve yemek faslına geçilir. Yemekten sonra mutlaka çay içilir. Çoğu kişi çarşıya akın eder. Ramazan gecelerinde sahura kadar sokaklar boş kalmaz. Kağıt oyunları oynanır, sahura hazırlık yapılır. Sahurda en çok topli (geleneksel bir hamur işi) tercih edilir.

Sizin eklemek istediğiniz bir husus var mı?

Bana bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim. Umarım sorularınıza tatmin edici cevaplar vermişimdir. İyi çalışmalar dilerim.

 

Not 1: İçeriğin manşet görseli “Herkesin Bildiği Sırlar” adlı tiyatro oyunundan bir sahneye aittir.

         2: “necladursun.com – bir balkan esintisi” ailesi olarak Sn. Sonay Buş ’a teşekkür ederiz.

Benzer Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin.
You need to agree with the terms to proceed

En Çok Görüntülenen Gönderiler

Menü