Bilecik Söğüt’te bulunan Ertuğrul Gazi Türbesi, haftanın yedi günü 09.00-18.00 saatleri arasında ziyarete açıktır. Hafta sonları ve yaz aylarında artan ziyaretler genellikle öğleden sonra yoğunluk kazanmaktadır. Her ne kadar resmi bir kayıt tutulmasa da, yerel kaynaklara göre türbe yılda yaklaşık 100 bin ziyaretçiyi ağırlamaktadır.
Türkiye’nin birçok ilinden, özellikle Bilecik ve Eskişehir’den gelen ziyaretçilerin yanı sıra, türbe çeşitli belediyelerin düzenlediği kültür turlarının da önemli duraklarından biridir. Bir Balkan Esintisi Ailesi olarak biz de İstanbul’dan yola çıkarak bu anlamlı mekanı ziyaret ettik.
Ziyaretçi yoğunluğunun en yüksek olduğu dönem ise her yıl düzenlenen Ertuğrul Gazi’yi Anma ve Söğüt Şenlikleridir. Bu etkinlik, ülke genelindeki Yörük derneklerinin de büyük ilgisini çekmektedir. Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş dönemini yansıtan bu türbe, tarihî ve kültürel açıdan son derece önemli bir sembol yapı olarak öne çıkmaktadır.

Ertuğrul Gazi Türbesi, adeta Söğüt ile özdeşleşmiş simgesel bir yapıdır. İlçe merkezinde yer alan bu türbe, aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu’nun bilinen ilk mimari eserlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Osmanlı’nın kurucusu Osman Bey’in babası Ertuğrul Gazi’nin naaşına ev sahipliği yapması onun tarihî önemini daha da artırmaktadır.
Yapım tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte, türbe zaman içinde birkaç kez bakım ve onarımdan geçirilmiştir. Yapının çevresi düzenlenmiş; çeşmeler ve şadırvanlarla zenginleştirilmiştir. Çam ağaçlarıyla çevrili bahçesi, duvarlarla sınırlanmış ve huzurlu bir ziyaret ortamı sunmaktadır.
Bahçe kapısının iki yanında, üzerinde yazıtlar bulunan iki çeşme yer almaktadır. Türbe bahçesinde ayrıca Ertuğrul Gazi’nin eşi Halime Hatun, kardeşi Dündar Bey ve oğlu Savcı Bey’in mezarları da bulunmaktadır. Bununla birlikte, oğlu Osman Gazi’ye ait makam mezarı da yine bu bahçede yer almaktadır.
Her yıl Eylül ayının ikinci haftasına denk gelen pazar günü, Ertuğrul Gazi’yi Anma ve Söğüt Şenlikleri düzenlenmektedir. Yedi asırdır kesintisiz sürdüğüne inanılan bu köklü etkinlik, başta Karakeçili Yörükleri olmak üzere, Türkiye’nin dört bir yanından gelen çeşitli Yörük aşiretlerinin katılımıyla gerçekleşmektedir.
Üç gün süren şenlikler boyunca Söğüt’te konaklayan katılımcılar, cirit, güreş gibi geleneksel Türk sporlarıyla atalarını anmakta; halk oyunları ve konserler eşliğinde şenlik coşkusunu doyasıya yaşamaktadır.
Ertuğrul Gazi Türbesi’nin hemen yanında yer alan, özenle hazırlanmış geniş alanda gerçekleştirilen bu etkinlik, yapılan tanıtım ve organizasyonlarla adeta bir festival havasına bürünmekte ve türbeye olan ziyaretçi sayısında önemli bir artışa neden olmaktadır.

Kuşkusuz ziyaretçi sayısının son yıllardaki büyük artışın en büyük sebeplerinden biri Ertuğrul Gazi’nin hayatını anlatan TRT 1 ‘de yayınlanan Diriliş Ertuğrul dizi filmi. Bizim ziyaret ettiğimiz esnada türbede bulunan diğer genç ziyaretçiler ve ailesiyle gelen çocukların dizide gördüklerinden bahsettiklerini duyduğumuzda dizinin etkisini netlikle teşhis ettik.

Ancak bizim dikkatimizi fazlasıyla çeken hususların başlıcası sandukanın çevresine yerleştirilmiş olan ve Türk yurtlarından getirildiği belirtilen topraklardı. Kosova, Romanya, Bulgaristan ve Bosna-Hersek gibi coğrafi bölgelerden alınan bu sembolik topraklar yalnızca tarihsel bir bağlılığı değil, aynı zamanda kültürel hafızanın mekânda somutlaşmasını da temsil etmektedir. Bu uygulama, Ertuğrul Gazi Türbesi’nin yalnızca bir anma mekânı olmanın ötesinde, Osmanlı’nın kök saldığı coğrafyalarla olan tarihsel sürekliliğin de altını çizen bir unsur olarak değerlendirilebilir.
Dikkatimize mazhar olan bir diğer husus ise; türbenin girişinde geleneksel kıyafetler içinde, hareketsiz biçimde nöbet tutan askerî personelin varlığı da dikkat çekicidir. İlk bakışta birer canlı mankeni andıran bu görevlilerin aslında Jandarma personeli oluşudur. Tarihi kostümler, kaytan bıyıklar ve sergiledikleri duruş, ziyaretçilere hem estetik bir izlenim sunmakta hem de tarihî atmosferin yaşatılmasına katkı sağlamaktadır. Bu uygulama, kamusal tarih anlatısının güncel temsil biçimlerinden biri olarak değerlendirilebilir.

İçeriğimizi türbenin giriş kapısında mermerin renginden kaynaklı olarak okumakta zorlandığımız Ertuğrul Gazi’nin oğlu Osman Gazi’ye öğüdü ile sonlandıralım. Tabii görsellerini de ilave ederek:
Bak oğul! Beni kır, Seyh Edebalı’yı kırma. O, Bizim boyumuzun ışığıdır. Terazisi dirhem şaşmaz. Bana karşı gel, ona karşı gelme. Bana karşı gelirsen üzülür incinirim, ona karşı gelirsen gözlerim sana bakmaz, baksa da görmez olur. Sözümüz Edebalı için değil senceğiz içindir, bu dediklerimi vasiyetim say.” diyor Ertuğrul Gazi.










