Merhaba, bize kendinizden söz eder misiniz? Mehmet Mazak kimdir?
Mehmet Mazak, 1971 yılı sonbaharında Akdeniz’in ılıman ikliminde gözlerini dünyaya açmış, yaz aylarında çıktığı yaylada Torosların sert rüzgârını şakaklarında hissetmiş biridir. Toroslardaki derin bir vadinin içindeki yaylasını her zaman hatıralarında yad eden biridir. Akdeniz’in incisi Mersin İli, Erdemli ilçesinde İlk orta ve lise eğitimini almış, ortaokuldan itibaren tarih, kültür ve medeniyete ilgilisi olan yüreğinde şehirler büyüten ve medeniyetimizin gözbebeği İstanbul’a aşık olan ve 1990 yılından buyana şehirlerin ecesi İstanbul’da yaşayan, yaşadığı şehrin sokaklarını, caddelerini, tarihi ve kültürel ögelerini okuyan ve yazan biridir. Çalışma alanı olarak başta İstanbul olmak üzere medeniyetimizin ortaya çıkardığı şehirlerimiz üzerine devam ettiren biridir.
Sizce sanat nedir, sanatçı kime denir? Sanat insanda neye tekabül ediyor?
Sanat; Estetik, beceri ve yeteneği hayal gücü ile harmanlayıp ortaya bir eser koymak için çaba harcamak; bu çabayı notaya, tuvale, taşa, kâğıda aktarmak olarak tarif edebilirim.
Sanat; düşünen insanın farkında olduğu bir arayışın biçimidir. İnsan bir arayışın parçası olduğunda duygularını boşaltmak için bazen bu müzik olur, yazı olur, resim olur, şiir olur, minyatür olur, fotoğraf olur, mimari eser olur, ortaya sanat adını verebileceğimiz eserler ortaya koyarız. Bu ortaya koyduğumuz eserler kişinin kendini arayışı ve bulmasıdır.
İlk kitabınızın ‘Eski İstanbul’da Deniz Ulaşımı’ olduğunu biliyoruz. Peki ya diğerleri? Bilgi alabilir miyiz?
Evet, ilk eserim, ilk heyecanım, ilk mutluluğum yüksek lisans tezim olan “1802 Tarihli İstanbul Kayıkçı Esnafı Sayım Defteri’nin İDO tarafından 1998 yılında “Eski İstanbul’da Deniz Ulaşımı” yayınlanmış kitabıdır. Bu çalışmayı 1999 yılında üç cilt olarak “Osmanlı’dan Günümüze Havagazı Tarihçesi” izlemiştir.
Bu çalışmamı 200 yılında “ İstanbul Depremleri – Fotoğraf ve Belgelerde 1894 Depremi”, 2001 yılında “Osmanlı’da Çevre ve Sokak Temizliği” 2006 yılında “Baki Kente Ab-ı Beka HAMİDİYE”, 2008 yılında “Kartpostallarda İstanbul Eminönü-Fatih”, “Kartpostallarda İstanbul Eyüp-Bakırköy-Beyoğlu-Kâğıthane”, “Dersaadet’in Sayfiye Semti SARIYER” izlemiştir. 2010 yılında “Osmanlı’dan Günümüze Kaybolmuş Denizcilik Mesleği İSTANBUL MAVNALARI” , 2011 yılında “Osmanlı Arşiv Belgelerinde Kumluca” ve “Osmanlı Dönemi Gündelik Hayatıyla Kumluca”, 2012 yılında “Türkiye’nin ve İstanbul’un Asırlık Şirketleri” ve son olarak 2013 yılında “Osmanlı Deniz Ticaretinin Yükselen Değeri MERSİN” kitabımız yayınlandı.
Bu yukarıda saydığım kitaplarım kurumsal yayınlar olup her biri prestij eser olarak yayınlanmıştır. 2009 yılı benim yayıncılık ve yazarlık hayatımda dönüm noktası olmuştur. Bu yıldan itibaren kitaplarım Yeditepe Yayınevi tarafından yayınlanmaya başlanmış olup aşağıdaki kitaplarım yayınevinden çıkan kitaplardır.
- Gündelik Hayattan Renklerle Eski İstanbul, 2009
- Boğaziçi ve Kayık Kültürü, 2010
- Osmanlı’nın Deniz Hamalları İstanbul Mavnaları, 2012
- Tanzifat-ı İstanbul (Fatih Güldal ile birlikte 2011)
- İstanbul’un Kapısı Sultanbeyli Tarihi(Erhan Afyoncu – Vahdettin Engin, Cemalettin Şahin ve Coşkun Yılmaz ile 2013)
- Arşiv Vesikaları ve Fotoğraflarla Mersin Limanı Tarihi (Aylin Doğan ile 2014)
- İBRET Mersin’de İki Düğün 1880, 2015
- Ruhuma Dokunan Şehirler, 2017
- İstanbul Kayıkçıları, 2019
- Şehir Kokusu, 2020
- Şehrin Sesi, 2022
- Şehre Dokunmak, 2022
Eserleriniz dışında İstanbul şehir tarihi ve kültürü üzerine çok sayıda makaleniz bulunuyor. Bunun yan ısıra dergilere de yazıyorsunuz. Tüm bu yolculuk nasıl başladı? Çocukluk hayallerinizin içinde yazmak var mıydı? Yazmasaydınız ne olurdu?
İstanbul bir şehir olarak benim gönül dünyamın merkezinde yer alıyor. İstanbul benim nefes alabildiğim bir şehir. İstanbul dışında nefes alamadığım gibi okuma ve yazma yetilerini kaybediyorum İstanbul’a sevgi ve muhabbetimi bu şehre karşı yazar ifade ediyorum. Okuma geleneği bende lise yıllarında başlamış olsa da yazma hasletim doksanlı yıllarda İstanbul’a kavuştuktan sonra başladı. Nasıl ki bir insan hamama veya saunaya girdiğinde terlemeye başlarsa, bende İstanbul şehrinde yaşamaya başladığım ilk günden itibaren bu şehre olan borcumu şehrin tarihini, kültürü ve güzelliklerini yazarak ödeyebilirim düşüncesi ile bu yolculuk başladı.
Çocukluk hayalim diyemem ama lise yıllarımda tarihçi olmayı araştırmalar yapmayı hep hayal ederdim. İyi bir yazar olduğumu iddia edemem ancak yazmasaydım ben, Mehmet Mazak olamazdım. Yazar Mehmet Mazak ismi, benim kendi kişiliğim ve kimliğimin üzerinde diye düşünüyorum. Çok karşılaşıyorum hayatımda, benimle hiç tanışmamış, görüşmemiş kişiler yazar Mehmet Mazak’ı ve eserlerini tanımalarına, yaptıkları çalışmalarda kaynakçalarında yer vermelerine rağmen beni tanımıyorlar. Bu da ‘iyi ki bugüne kadar bu çalışmaları yapmışım’ hissi veriyor bana.
Zor beğenen biri misiniz? Eserlerinizi hazırlarken ‘tamam oldu, bitti işte’ dediğiniz ve buna tam anlamıyla inandığınızı nasıl anlıyorsunuz?
Zor beğenen biri değilim. Dört satırlık bir şiir bile asla bitmediğine her zaman daha mükemmeli olabileceğine göre bir kitabın tam olarak bitmesi mümkün değil. Benim yazın hayatımın felsefesi Halil Cibran’ın ifadesi ile; “Güzelliğin şarkısını söylersen eğer, çölün ortasında tek başına olsan bile bir dinleyicin olacaktır.” düşüncesi ile hayata bir not düşmek ve kendi içimdeki boşluğu doldurmak içindir. Ben yazılarımı ve kitaplarımı kemdim için kaleme alan biriyim, güzel bir şey ortaya koyduğumda zaten bu güzellikten faydalanılır diye düşünüyorum.
Ulusal ve uluslararası birçok festival, sempozyumu organize ettiğinizi, başkanlığında ve yürütme kurullarında yer aldığınızı biliyorum. Bu organizasyonları içinde Balkan ülkeleriyle temasınız da oldu. Bu oluşumlar kapsamında tanıştığınız Balkanlılar ve bu konuda edindiğiniz tecrübe neticesinde bize Balkanları tanımlar mısınız?
Balkanlar ile ilk tanışmam 2012 senesinde oldu. O dönem Kültür Müdürü olarak görev yaptığım Sultanbeyli Belediyesinde 1.Uluslararası İstanbulensis Şiir Festivali hazırlığını yaptığım dönemde Kosovalı şair yazar mekânı cennet olsun Osman Baymak ile temasım oldu. Şiir festivaline Balkan ülkelerinden katılan şairleri tespit ve davet ederken Osman Baymak’ın bizlere çok büyük katkısı olmuştu. Bu festival sayesinde Balkan ülkelerinden çok güzel şair dostlar edindim. Onlar sayesinde yıllardır özlemle görmek ve tanımak istediğim Balkan ülkeleri ve şehirleri üzerine okumalar yapmaya başladım.
2012 yılı Ağustos ayında yarım asırlık bir gelenek haline gelmiş olan Struga Şiir Akşamları’na katılmak için ilk Balkan seyahatimi Kuzey Makedonya’ya yapmış, Evladı fatihanları görmüş, Anadolu’dan önce Rumeli’ye tam olarak yerleşen Osmanlı’nın bugünler kadar gelmiş tarihi ve kültürel miraslarını ziyaret etmiş, Balkan müzikleri ve yemekleri ile tanışmış biri olarak yüreğimde bıraktığı sevgi, gönlümdeki yer eden hoş sohbetler ve damağımda bıraktığı tatlar, kulağıma gelen tanıdık tınılar ve de gözlerimin temaşa ettiği birbirinden değerli kültürel miraslar sayesinde Balkanlara gönlümü kaptırmıştım. Bu ilk seyahatimde Üsküp, Ohri, Kalkandelen, Manastır, Struga ve aynı güzergâhtaki diğer şehirleri ve mimari abideleri ziyaret etmiştim. Aynı seyahatte Kosova’ya geçmiş Prizren ve Prişitine’yi da gezmiştim. Struga Şiir Akşamları’nda tanıştığım 50’nin üzerindeki yabancı şairlerle iletişime geçerek sonraki senelerde gerçekleştirdiğimiz Uluslararası İstanbulensis Şiir Festivali’nin yabancı şairleri olarak ülkemize davet ederek faydalı bir iş ve kültür seyahati gerçekleştirmiştik. Kısaca Balkanlar demek ecdat demektir, miras demektir, Osmanlı demektir benim için.
Son zamanlarda yoğunlukla Balkanlar ve Balkan şehirleri hakkında yazılar yazdığınıza tanık oluyorum. Bunun sebebi yakın zamanda ailenizle birlikte gerçekleştirdiğiniz Balkan seyahati mi yoksa başka nedenleri var mı?
Son zamanlarda sizlerin de ifade ettiğiniz gibi Balkan şehirleri hakkında yazmaya gayret gösteriyorum. Balkan ülkeleri ve şehirleri ile ilgili yazılarım son zamanlarla sınırlı değildir. 2012 yılı sonrası birçok Balkan ülkesine seyahatlerim oldu. Makedonya’ya 4, Bosna-Hersek 3, Kosova 4, Karadağ 4, Yunanistan 1, Hırvatistan 2, Sırbistan 1, Romanya 1, Bulgaristan 2, Arnavutluk 3 olmak üzere Balkan ülkeleri ve şehirlerine kültürel seyahatler yaparak şehirleri gözlem ve incelemelerim oldu. Bütün buralarda edindiğim birikim ve deneyimlerin sonrasında 2017’den itibaren Balkan şehirleri üzerine başta Şehir ve Kültür Dergisi olmak üzere birçok farklı mecralarda yazılarım yayınlandı. Özelikle “Şehir Kokusu” kitabımda Balkan esintisini fazlası ile bulabilirsiniz.
Birçok Balkan şehirleri bizden, bizde Balkan şehirlerinden olduğumuzu hissettiğim için bu yazıları kaleme almaya çalışıyorum.
Balkan Ülkeleri ve şehirleri ile ülkemizi ve şehirlerimizi nasıl kıyaslayabilirsiniz ve karşılaştırabilirsiniz?
2024 yazında yaptığımız gibi 2016 yılında ailecek Bosna-Hersek seyahati gerçekleştirmiştik. Seyahat sonrasında ailece sıla-ı rahim sonrası Mersin dönüşü Ürgüp ve Göreme’yi gezerken çocukları ‘Baba, burası Bosna’dan daha Avrupai’ demişlerdi dün gibi hatırlarım. İşte Balkanlara olan sevgim ve muhabbetimin arkasındaki gerçek çocuklarımın bu cümlesinde saklı. Balkanların en batısındaki Bosna-Hersek bile buram buram Anadolu hissettiriyorsa varın siz diğer Balkan ülkeleri şehirlerini düşünün.
Burada bir kaygımı ve tespitimi paylaşmak isterim. Korkarım ki; bizler Anadolu şehirlerimizi hızla tüketerek her birini kentleştiriyoruz. Bir gün gelecek ecdadımızın bizlere miras bıraktığı Osmanlı Türk İslam şehir örneklerini sadece ve sadece Balkan ülkelerinde görmeye gideceğiz. İşte bu benim canımı çok acıtıyor.
Kitaplarınızda birçok şehri anlatıyorsunuz. Hayatınız boyunca gezdiğiniz-gördüğünüz yerleri ve onlarla ilgili okumalarınıza hislerinizi ilave ederek okura aktarıyorsunuz. Zaten tüm o içten anlatımlarınız, tasvirleriniz, yerli yerince kullandığınız özlü sözler ve mısralar yürekte hissetmeksizin bir araya gelmez. Bu bağlamda; Balkanlarda gördüğünüz ülkelerden ve şehirlerden hangisi/hangileri sizi etkiledi?
Balkanlar bizim geçmişimizdir, coğrafyamızdır. Balkan ülkelerini tanımadan Balkan şehirlerini görmeden Osmanlı’yı iyi idrak edemeyiz. Bugün balkan ülkeleri dendiğinde; Hırvatistan, Sırbistan, Karadağ, Kosova, Slovenya, Arnavutluk, Makedonya, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Romanya, Yunanistan aklımıza gelir, %3’lük bir kısmı ile ülkemizde Balkanlara dahildir. Bu ülkeler içerinde yer alan şehirlerden Bosna-Hersek’te Saraybosna, Mostar ve Travnik, K. Makedonya’da Üsküp, Ohri, Manastır, Karadağ’da Ülgün (Uljin), Bar, Kosova’da Prizren, Bulgaristan’da Filibe, Romanya’da Bükreş, Arnavutluk’ta Berat ve İşkodra benim en çok sevdiğim ve özlediğim şehirlerdir.
İlk beşim ise; Saraybosna, Ohri, Filibe, Berat ve Üsküp olarak belirtebilirim.

Mehmet Mazak Ohri’de
Balkan seyahatinizde yaşatılan gelenek görenekler, yemekler, alışkanlıklar, mimari yapı vb gibi etkileyen unsurlar oldu mu? Bize biraz bu konudan söz eder misiniz?
Ben Balkanları gezerken mimaride ecdat yadigârı kültürel mirasın peşinde olduğum için diğer yapılara kendimi kaptırmıyorum. Batı kültürü ile yapılmış tarihi ve modern yapıları pek anlatmayı sevmiyorum. Budva, Kotor, Dubrovnik çok tarihi yerler olmasına rağmen beni içine çeken yerler değildir. Bunun yanında sıradan bir tekke, cami, han, hamam hatta dağ başındaki bir köydeki geleneksel tarzda yapılmış bir ev daha çok dikkatimi çekmektedir.
Balkanlarda et ve et ürünleri ve tatlılar her ziyaret edenin damağına imza atan lezzetlerdir. Arnavut mutfağın zengin bulmuşumdur bu seyahatlerimde. Her ülkenin kendine has lezzetleri tabii ki çok güzel. Sıralama yaparsam Birinci sırada Arnavut mutfağı, ikinci sırada Makedonya mutfağı üçüncü sırada Bosna mutfağı diyebilirim.
Müzik dediğimiz zaman en çok Makedonya tınıları beni etkilemiştir. Bosna müziği daha elit ve çekici müzik olarak gördüm.
Balkan yemeklerinde favoriniz hangisi? Neden?
İçerisinde kavrulmuş (pişmiş) soğan olmayan her yemek benim için Balkan ülkeleri gezimde en lezzetlisi ve makbul yemektir. Ben çocukluğundan buyana hayatımda hiçbir şekilde kavruluş-pişmiş soğan yemediğim/yiyemediğim için yemek konusunda sıkıntıları olan biriyim. En güzeli bu ülkelerde et pirzola yiyorum içinde soğan olmadığı için.
Birinin Balkan göçmeni olduğunu anlayabilir misiniz? Nasıl?
Genelde Balkan göçmeni olduğunu anlarım. Burada nasıl anladığımı tarif etmek istemem zülfüyâr dokunabilir. Ama genel manada Balkan göçmenlerine karşı yaklaşımım pozitiftir.
Hayatınız bir film olsa soundtrack ‘inde hangi şarkı olur?
Benim felsefem bu kubbede hoş bir seda bırakmaktır. Hoş bir seda bırakırken bunu gösterişsiz yapmak ve başkaları tarafından takdir edilmektir.
Bu soruya vereceğim cevap Ferdi Tayfur’un “Hatıran Yeter” şarkısıdır.
Eklemek istediğiniz bir husus varsa ise duymak isteriz.
Balkanlar benim gönlümde fetret devrini yaşayan sevdamdır, fetret devrinin son bulacağı güzel günleri bekler dururuz. Prizrenli Sevgili Dost Zeynel Beksaç’ın şiiri ile bu ecdat yadigârı evladı fatihan Rumeli’ye veda edelim;
“Bendim çeşmelerinde akan su
Camilerinde okunan ezan
Selama hasret cumbalı ev
Güneş yüzü görmeyen kaldırımlı sokaklar
Namazgâh, Terziler Köprüsü
Mehmetpaşa Hamamı, Tekkeler
Ben hala buradayım dostlar
Yâd elde değil, vatanımdayım
Yoksa siz Rumeli’yi unuttunuz mu?
Rumeli, o benim işte!”
Not 1: İçerik ana görselinde Mehmet Mazak Arnavutluk’un Berat şehrinde.
Not 2: Bir Balkan Esintisi Ailesi olarak Mehmet Mazak’a sorularımızı içtenlikle yanıtladığı için teşekkür ederiz.









