Eskişehir’in tarihi dokusunu adımlarken Kurşunlu Camii Külliyesi, kentin telaşını kapının ardında bırakan dingin bir vaha gibi karşılıyor ziyaretçilerini. Külliyenin kuzey girişi ile caminin kuzey cephesi arasındaki ferah avluda, ilk bakışta zarafetiyle göze çarpan mermer bir şadırvan yükseliyor.
Mimari detaylara yakından baktığınızda, bu yapının incelikle işlenmiş sekiz mermer sütun üzerine kurulduğunu görüyorsunuz. Baklava formlu başlıkların taşıdığı zarif sivri kemerler, avluyu taçlandıran geniş bir kubbeyle buluşuyor. Sekizgen su haznesinin dinginliği eşliğinde adımlarınızı camiye yönelttiğinizde ise şadırvanın hemen ardından kadınlar mahfiline açılan huzurlu bir geçiş sizi karşılıyor.
Buranın asıl büyüsü, taş ve tarihin doğayla kurduğu kusursuz ahenkte saklı. Masmavi gökyüzüne uzanan ulu ağaçların yeşilliği, hafif bir rüzgarla hışırdayan yapraklar ve şadırvandan usulca dökülen suyun sesi birbirine karışıyor. Temmuz ayının kavurucu sıcağı avlu duvarlarının ardında kalırken bu serin gölgede içilen birkaç yudum su insanın tüm yorgunluğunu bir anda unutturuyor.
Bir Balkan Esintisi Ailesi olarak tam da o an, mermer basamakların serinliğinde soluklanırken aynı şeyi hissettik: Burası insanı hemen bırakmayan, “biraz daha kalmalıyım” dedirten çok özel bir sığınak. Yolunuz Odunpazarı’na düştüğünde bu avluda kısa bir mola vermeyi ve şadırvanın fısıltısına kulak vermeyi ihmal etmeyin.









