KitapKuzey Makedonya Gezi

0

Işığı Olan Çocuklar

Üsküp Kitap Kulübü’nün davetiyle Kuzey Makedonya’ya giden konukların kaleminden çıkan mektuplar sadece  bir seyahat izlenimi değil; kültürle, edebiyatla ve ortak hafızayla kurulan bağın satırlara yansıyan samimi ifadesidir. Bu mektuplar önce bizim aracılığımızla okurla buluşuyor ardından kulübün yayımladığı kitapta kalıcı bir hatıraya dönüşüyor. İlk cildi yayımlanan kitap serisinin ikinci cildi hazırlık aşamasındayken ve ikinci ciltte yer alacak kıymetli metinlerden birini şimdiden sizlerle paylaşıyoruz.

Üsküp’ün ve edebiyatın ruhunu, yolculuğun izini ve kelimelerle kurulan dostluğu taşıyan Moda Tasarımcısı ve Koleksiyoner Müesser Kurt’un mektubunu ilginize sunarız.

———————

Üsküp Kitap Kulübü’nden davet aldığımda çok heyecanlandım. Daveti gönderen Necla Dursun’un özenle emek verdiği bu projeye ikinci yılında dahil olmak bir Sancaklı Boşnak olarak oldukça kıymetliydi. Kuzey Makedonya’ya giderek çocuklarla tanışmanın motivasyonuyla büyük bir merak ve beklentiyle ayrıldım İstanbul’dan.

Bu benim Kuzey Makedonya’ya ilk gidişim. Üsküp’ün mimarisi, şehir dokusu ve genel atmosferi beklentime oldukça yakındı. Taş köprüsü, eski çarşısı, camileri ve yeni yapılarıyla şehir hem tanıdık hem de farklı bir hava taşıyordu. İnsanlar sıcak, samimi ve misafirperverdi. Ancak orada hissettiğim bazı duygular beni düşündürdü. Hatta zaman zaman hüzünlendirdi. Yirmi birinci yüzyılda hâlâ Türklüğünü kanıtlama ihtiyacı hisseden, Türkçe konuşabilmek için ciddi emek vermekle birlikte resmi düzeyde azınlık olarak görülen bir topluluğun içinde olmak, onun bir parçası olarak hissetmek kolay değildi. Bu aidiyet duygusunun bir yanı gurur verici, diğer yanı iç burkucuydu.

Bir Bosna Sancaklı olarak çocukluğumdan beri Makedonya’yı ve özellikle Üsküp’ü kültürel olarak birbirimize yakın bir yer olarak bilirdim. Büyüklerimiz Üsküp’ün Osmanlı döneminde Balkanlar’ın önemli şehirlerinden biri olduğunu anlatırdı. Medreseleri, hanları, hamamları, köprüleri ve çarşısıyla canlı, düzenli ve gelişmiş bir merkez olduğunu söylerlerdi. Hatta kimi zaman Sancak’a göre daha yerleşik, daha oturmuş bir şehir kültürüne sahip olduğu ifade edilirdi. Bu yüzden zihnimde Üsküp hep biraz daha köklü, biraz daha güçlü bir şehir olarak yer etmişti. Fakat orada gördüğüm tablo beni farklı düşünmeye yöneltti. Türklerin tarihsel olarak güçlü bir varlık gösterdiği, izlerinin hâlâ sokaklarda, mimaride ve günlük yaşamda hissedildiği bir şehirde tüm bunlara rağmen tam anlamıyla değer görmedikleri hissiyle sarsıldım. Dilini ve kimliğini yaşatmaya çalışmanın bir mücadeleye dönüşmüş olması; tarihle bugünün arasındaki bu büyük fark içimi burkan bir gerçeklik oldu.

Benim bakış açıma göre; bir ülkede doğan ve o ülkenin vatandaşı olan bir bireyin öncelikle o ülkenin güçlü ve doğal bir parçası olarak kendini var edebilmesi gerekir. Eğer Makedonya’da doğmuş bir genç sürekli kimliğini savunmak ya da açıklamak zorunda hissediyorsa bu durum enerjisini başka alanlara yönlendirmesini zorlaştırabilir. İnsan kimliğini inkâr etmeden onu sürekli bir mücadele alanı hâline getirmeden yaşayabilmeli. Hayatının merkezine bir savunma refleksi yerleşmemeli. Çünkü ülkenin geleceği olan gençlere rahat ve güvenli bir alan bırakıldığında kendilerini ispat etme ve baskısından uzaklaştıklarında çok daha özgür, üretken, güçlü bireyler haline gelebileceklerini düşünüyorum. Elbette 2-3 gün gibi kısıtlı bir zaman diliminde bulunduğum bir ülkede her şeyi anlamak mümkün değil. Bu kadar kısa bir sürede edindiğim izlenimlerin mutlak doğrular olmadığının farkındayım. Yine de oradayken hissettiklerim gerçekti. Gördüklerim ve deneyimlediklerim oldukça sınırlı olsa da bir toplumun üretmesi ve kendi kurumlarını güçlendirmesi gerektiğine inanan biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: kitap kulübü projesi ülkede Türkçe adına yapılan çalışmalar arasında en değerli olanlardan biri. Çocukların okuyor olması, bir metin üzerine düşünmesi, sunumlar yaparak hazırlanması, soru sorması ve tartışması çok kıymetli.

Üsküp Kitap Kulübündeki çocuklar son derece zeki, çalışkan ve hevesliydi. Gözleri ışıl ışıl parlayan gençler gördüm. İçlerinde büyük bir öğrenme isteği vardı. Dilerim ki elde edecekleri eğitim imkânları fırsat eşitliği çerçevesinde gelişir ve kültürlerini taşırken akademik, mesleki ve sosyal olarak güçlenmiş bireyler olarak yetişirler.

Bu ay Ömer Seyfeddin’i birlikte okuduk ve onun öykücülüğü hakkında konuştuk. Ancak okunan eser ve yazardan bağımsız olarak şunu söylemeliyim ki; gençlerin bir düşünce ortamının içinde bulunmaları başlı başına önemli. Kulüpte gerçekten harika bir atmosfer vardı: canlı, üretken ve samimi. Çocukların ayın kitabı ve yazarı hakkında ciddiyetle hazırlık yapmışlardı. Sunumlarını özgüvenle aktardılar ve tartışmalara aktif olarak katılım sağladılar. Bu beni çok mutlu etti. Kulüpte sadece bir dili kullanma becerisi değil aynı zamanda düşünme becerisi, ifade cesareti ve birlikte üretme kültürünü de yaşayarak öğrendiklerini gördüm. Tüm bunlar umut vericiydi. Genel olarak duygularım karmaşık olsa da olumlu. Kulüpteki ve ülkedeki gençler adına en büyük dileğim; iyi eğitim almış, donanımlı, özgüvenli ve güçlü bireyler olarak var olabilmeleri. Kimliklerinin doğal zenginlikleri olarak hayatlarında yer alması.

Bu seyahatten geriye bende kalan en güçlü iz ise kulüpteki çocukların gözlerindeki ışıltı oldu. Merak eden, düşünen, soru soran, hazırlanan ve kendini ifade eden bu gençlerin doğru şekilde desteklendiklerinde ve önlerine adil fırsatlar konulduğunda kendi potansiyellerini açığa çıkartacaklarına yürekten inanıyorum. Ve bence Üsküp Kitap Kulübünün devam etmesi bir etkinliğin sürmesinden ziyade gelecek ışığı taşıyan gençlerin düşünmeye, üretmeye ve kendilerini özgürce ifade etmeye devam edebilmesi anlamına geliyor.

Müesser Kurt – Şubat 2026 – İstanbul

Bizden Haberdar Olun!

Benzer Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi yazın.
You need to agree with the terms to proceed