Sultan Dağları’nın eteklerine yaslanan Akşehir, göle maya çalan Nasreddin Hoca’nın nüktedan ruhunu ve Milli Mücadele’nin stratejik kararlılığını aynı sokaklarda yaşatan bir durak. Konya’nın batısında yer alan Akşehir mizahın ardındaki felsefeyi, Selçuklu mirasını ve zengin gastronomi kültürünü bir arada sunuyor.
Eski İpek Yolu’nun kavşak noktalarından biri olan Akşehir tarihin her döneminde bilgeliğin, ticaretin ve direnişin merkezi olmuş. Bir yanda bilgeliği mizahla yoğuran dervişlerin izleri, diğer yanda vatanın kaderini çizen Büyük Taarruz’un gizli toplantılarına ev sahipliği yapmış taş sokaklar ziyaretçilerini adeta zamanda yolculuğa çıkarıyor.
Akşehir’i gezilip görülecek tarihi yapılardan ibaret sanmak büyük yanılgı olur. Nasreddin Hoca’nın dünyaca ünlü ‘Dünyanın merkezi burasıdır’ sözünü her adımda hissettiren, hayatın telaşını bir kenara bırakıp tebessümle düşünmeye davet eden yaşayan bir açık hava müzesidir Akşehir.

Cumhuriyet dönemi Türk Edebiyatının en önemli roman, hikâye, tiyatro yazarlarından ve gazetecilerinden biri olan Tarık Buğra’nın memleketi Akşehir’de gezilecek yerler:
Nasreddin Hoca Türbesi ve Gülmece Parkı: Şehrin simgesi olan türbe, her yanı açık olmasına rağmen üzerinde asılı duran devasa kilidiyle Hoca’nın ironik dünyasını somutlaştırmakta. Hemen yakınındaki Gülmece Parkındaysa onun fıkraları heykellerle canlandırılmış.

Garp Cephesi Karargâhı Müzesi: Büyük Taarruz’un taarruz planlarının hazırlandığı ve Atatürk’ün kritik kararları aldığı tarihi konak, dönemin telgraf odası ve askeri belgeleriyle Milli Mücadele hafızasını canlı tutuyor. Belediye binası olarak inşa edilmiş olan yapı ziyaretçilerini vakarla karşılıyor.

Tarihi Akşehir Evleri: Şehrin tarihi Akşehir Evleri olarak adlandırılan tarafında; geleneksel ahşap cumbalı evler; sarı, mavi ve beyaz cepheleriyle tipik Osmanlı-Cumhuriyet geçiş mimarisini yansıtmakta.

Seyyid Mahmud Hayrani Türbesi: Selçuklu ahşap oymacılığının inceliklerini taşıyan, mistik atmosferiyle kentin manevi odak noktalarından biri olan türbenin üst kısmı tıpkı Konya Mevlana Türbesi gibi yukarıya doğru daralan yivli (dilimli) piramidal bir külahla (kubbemsi çatı) örtülmüştür. İki zat arasındaki manevi bağ ise Seyyid Mahmud Hayrani’nin 13. yüzyılda bir dönem Konya’da Hz. Mevlana’nın yanında kalarak ondan feyz almış olmasına dayanmaktadır.

- Ulu Camii: Selçuklu döneminden günümüze ulaşan en köklü ve abidevi dini yapıların başında gelir. Duvarlarında ve sütun kaidelerinde Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait mermer devşirme blok ve sütun parçaları kullanılmıştır. Minaresi caminin asırlardır ayakta kalan en ikonik unsurudur.


- Ferruşah Mescidi: Osmanlı Padişahı Yıldırım Bayezid 1402 yılındaki Ankara Savaşı’nda Timur’a esir düştükten sonra bu mescitte tutsak olarak bulunmuş ve vefat etmiştir. Ölüm nedeni tarihçiler arasında tartışmalı olmakla birlikte en güçlü rivayetlerden biri yüzüğünde taşıdığı zehri içerek intihar ettiği yönündedir.

Gezi yazılarının en önemli noktası yerel lezzetlerdir. Akşehir’de ne yenilir diye sorulursa cevabımız şöyle olur:
Akşehir Çorbası ve Güveci: Toprak kaplarda ağır ateşte pişen, kuzu eti ve sebzenin buluştuğu Akşehir güveci
Tescilli Akşehir Kirazı: İnce kabuklu, sert ve yoğun aromalı Akşehir kirazını Temmuz ayındaki hasat döneminde tatmak mümkün
Helva: Yöresel tahinle hazırlanan geleneksel Akşehir helvası, fırınlanmış haliyle çay saatlerinin ve eve dönerken alınacak yerinde bir tercih olur
Konya merkezden karayoluyla yaklaşık 1,5 saat mesafede bulunan Akşehir’e, Ankara-Konya Yüksek Hızlı Tren hattı bağlantısıyla aktarmalı olarak da erişilebilir.
5-10 Temmuz tarihleri arasında düzenlenen Uluslararası Nasreddin Hoca Şenlikleri dönemi, kentin tiyatro, atölye ve sergilerle en hareketli olduğu zamandır. Ziyaret için özellikle tercih edilebilecek bu festival döneminin yanı sıra daha sakin bir gezi arayanlar içinse sonbahar ayları idealdir.

Günün sonunda Akşehir’den ayrılırken tarihin izleri muhakkak size eşlik edecektir. Bu huzurlu Anadolu kentinin kahramanlık ruhunu ve Hoca’nın asırlardır eskimeyen bilgeliğini zihninizde taşıyarak hayatın koşturmacasına dönseniz de, Nasreddin Hoca’nın işaret ettiği gibi ‘dünyanın merkezine’ kendi gözlerinizle tanıklık etmek daima en özel hatıralarınızdan biri olarak kalacaktır.









