Gerçek bir okur için kitaplar tüketilen nesneler olmaz. Rengiyle, dokusuyla ve sırtlarındaki tipografisiyle önemlidirler. Dikkatle ve zekice kurgulanmış bir tasarım, kitapların kendi estetiğini başrole taşıyarak bulunduğu yeri zenginleştirir. Belki de yaşayan bir sanat panosuna dönüştürür parçası olduğu mekanı. Duvarlar boyunca, tavana kadar uzanan kütüphaneler gibi…
Az sayıda kitabı veya mütevazı bir seçkiyi sergilemek söz konusu olduğundaysa mekana ruh katacak raflar öne çıkar. Bu içeriğimizde tam da bu türden 2 kitap rafından söz edeceğiz. Tesadüf ettiğimiz bu raflardan biri Konya şehir merkezinde, diğeri Akşehir’de.

Yukarıda görmüş olduğunuz mekan Akşehir Tren Garı. Sakin, loş ve huzur saçan atmosferine sol duvardaki OKU diyen kitap rafı adeta zamansız bir boyut kazandırıyor. Yıpranmış sırtlarıyla ahşap raflara dizilmiş her bir kitap zamanı unutturmak istercesine yolcuları selamlıyor. İnsanı kendine çağıran bu köşe bir bekleme salonunu bir sığınağa dönüştürüyor. Yüksek tavanlı taş yapının serinliği, garın yüzyıllık hafızası, bir zamanlar Kurtuluş Savaşı’nın karargahına ev sahipliği yapmış bu toprakların ağırlığını söylüyor eşiğinden geçenlere.
İçsel bir durak olma özelliği taşıyan ikinci kitap rafı ise Konya’nın manevi merkezinde, Şems-i Tebrizi Camii’nin kubbesi altında karşımıza çıktı. Caminin taş duvarına dört katlı zarif bir niş gibi oyulmuş bu raf ilk bakışta eski bir evin sokağa değil de iç aleme açılan nostaljik penceresini andırıyor. Metal kulplarıyla iki yana açılan ahşap kanatları, gıcırdayan hafif bir sesle aralanırken ardında saklanan asıl hazineyi bütün cömertliğiyle gözler önüne seriyor.

Şems’in gölgesindeki bu oyuk, yolcuyu dış dünyadan koparıp kendi kalbinin dehlizlerine doğru bir sefere çağırıyor. Camiye vuran öğlen ışığı ahşap kapaklarına düşerken, ney sesi kadar berrak bir sükûnet kaplıyor ortalığı. Cami kapısının hemen dışındaki parkın telaşı, adım sesleri ve dünyanın gürültüsü o iki ahşap kanadın ardında eriyip gidiyor.

Bir tren garının peronundan bir caminin duvar nişine uzanan bu okuma yolculuğu, iki farklı mekanın aynı noktada nasıl buluştuğunu kanıtlıyor. Birinde bir seyyah vaktini bekliyor, diğerinde bir arayış ehli kendi hakikatini… Her iki raf da aynı davette buluşuyor:
Acele etme, dur ve sayfaların arasında kendini dinle.









