Yaz mevsiminde günün öyle bir saati vardır ki güneş en tepeye tırmanır, sıcaklık toprağı kavurur. Hayat sanki usulca nefesini tutar. Rüzgâr diner, sesler çekilir ve tüm doğa kendini tatlı bir rehavetin kollarına bırakır. İşte o an dinlenme vaktidir. Gövdesi kireçle boyanmış asırlık iki zeytin ağacının arasına gerilmiş rengarenk çizgili bir hamak ve onun serin gölgesinin altına boylu boyunca uzanmış iki dost gibi…
Yunanistan’da kayda aldığımız içeriğimizin görseline bakıldığında ilk göze çarpan şey, gövdeleri beyaza boyanmış emektar zeytin ağaçları olabilir. Gövdesini güneşin yakıcı sıcağından ve zararlılardan koruyan kireç tanıdık, samimi köy dokusunu aşina… Üstelik iki ağacın dalları yeşil bir kubbe gibi gün ortasında serin bir gölgelik alan oluşturuyor. Bu iki sağlam gövdenin arasına asılmış pembe, mavi ve turuncu çizgili hamak insanın eline bir kitap alıp içine kıvrılma isteği uyandırıyor. Fakat bu köşenin asıl sahipleri çoktan yerlerini almış bile.
Hayvanların dünyaya tamamen güvenen huzurlu uykusu, insana hayatın koşturmacası içinde ne kadar çok anı kaçırdığını hatırlatıyor. Onlar için ne dünün hüznü var ne de yarının kaygısı. Zeytin yapraklarının arasından sızan serin esintiye karışmış toprak kokusu ve siesta var sadece…









